Temel Bilgiler

By , 18/02/2011 01:04

Organik Tarım Nedir?

Organik tarım; ekolojik sistemlerde hatalı uygulamalar sonucu kaybolan doğal dengeyi yeniden kurmaya yönelik, insana ve çevreye dost üretim sistemlerini içermekte olup, esas itibariyle sentetik kimyasal ilaçlar ve gübrelerin kullanımının yasaklanmasının yanında, organik ve yeşil gübreleme, münavebe, toprağın muhafazası, bitkinin direncini artırma, doğal parazit ve avcı böceklerden yararlanmayı tavsiye eden, bütün bu olanakların kapsamlı bir şekilde oluşturulmasını talep eden, üretimde sadece miktar artışını değil ürünün kalitesinin yükselmesini de amaçlayan bir üretim sistemidir.

Organik tarım, dil farklılıkları nedeniyle farklı ülkelerde farklı isimlerle anılmaktadır. Örneğin, İngiltere’de organik (organic), Almanya’da ekolojik (ökologish) ve Fransa’da biyolojik (bioloque) kelimeleri kullanılmaktadır. Ancak bunlar genel olarak birbirleriyle eşanlamlı olarak kullanılmaktadır.

Organik tarım sistemi bazı çevrelerce yanlış bilindiği üzere gübre ve ilaç kullanılmadan yapılan modası geçmiş bir tarım sistemi değil, aksine modern tarımın tüm imkanlarından yararlanılarak doğal kaynakların ve enerjinin elverişli kullanımı ile en uygun verimliliğin alındığı bir üretim sistemidir.

Organik tarım doğal ürün, yöresel ürün, köy tipi ürün değildir. Bunlar ve benzeri isimlendirmelerin yasal bir dayanağı olmadığı gibi herhangi bir garantisi, belgesi yoktur. Tüketicilerin saf, hakiki, doğal, köy ürünü gibi ifadelerle yanıltılmasının önüne geçebilmek için belirli standartlar ve mevzuatlarca tanımlı şartlar dahilinde yapılan, kontrol ve sertifikasyon zorunluluğu olan üretim biçimidir.

Organik tarım sistemi sadece tarlada yapılan uygulamalarla sınırlı değildir. Kullanılan tohumdan ürünlerin son kullanıcıya ulaşana kadar ki tüm sürecinin kontrol ve izlenebilirliğini esas alır. Ürünlerin üretim şekli, kullanılan girdiler kadar hasat ve satış miktarlarını da dikkate alarak stok takibinin yapılması esastır.

NELERLE KARIŞTIRMAMALI ?

Dikkat!: “Organik” kelimesi ile eşdeğer anlamlı kelimeler sadece “Ekolojik” ve “Biyolojik” kelimeleridir. Bunun dışında kullanılan ve ürünün sağlıklı olduğuna yönelik çağrışım yapan “doğal”, “naturel”, “%100”, “hormonsuz”, “arılı”, “hakiki”, “saf”, “köy ürünü”, gibi ifadelerin yasal dayanağı ve herhangi bir garantisi, teminatı yoktur. Tüketicinin ekoloji ve sağlık konularında bilinçlenmesine paralel tüketiciyi yanıltarak aynı ürünlerin tüketimini sürdürmek amaçlı bir uygulamadır.

Dikkat!: “Hormonsuz” veya “arılı” üretim zaten sadece üründe hormon kullanılmadığını ifade eder, herhangi ürünler hormonsuz dahi bile olsa bu ürünlerde suni gübre ve çok sayıda zirai ilaç vs kullanılmaktadır. Ayrıca bu ifadelerin yasal dayanağı ve belgeleri yoktur.

Dikkat!: Her sertifika “ekolojik ürün sertifikası” değildir. Türkiye’ de “Eurepgap” diğer adı ile “iyi tarım uygulamaları” ve ürünlerine de sertifika verilmektedir. Bu ürünler kimyasal girdilerin asgari miktarda ve doğru kullanıldığı ve hijyenik koşullara dikkat edilerek üretilen kontrollü ve sertifikalı ürünlerdir, sağlık ve çevreye etkileri açısından organik ürünlerle karşılaştırılamazlar.

Dikkat!: “ORGANİK” ürünlerin yarattığı popülariteden faydalanmak isteyen bazı üretici şirketler, web pazarlama siteleri, dükkanlar, pazarcılar “organik” ibaresi kullanarak organik ürün sertifikası olmayan ürünler pazarlamaktadır. Lütfen sertifikasını isteyin, geçerlilik tarihini kontrol edin, ilgili ürüne ait olup olmadığını kontrol edin. Bu tip sahtekarlıkları alo 174 e bildirin.

SERTİFİKASINI ve ÜRÜNÜN SERTİFİKADAKİ İSİMDEN ALINDIĞINA DAİR MALİ BELGEYİ İSTEYİN!

 ETİKET BİLGİLERİNİ KONTROL EDİN.

Muhakkak sertifika numarası, tarım bakanlığı logosu ( organiğe geçiş ürünlerinde kanun gereği kullanılamıyor ), sertifika kuruluşu logoso ve ismini kontrol edin.

ŞÜPHELİ DURUMLARDA pazarlarda bizlere, diğer alışveriş noktalarında ALO 174 e veya yazılı olarak Tarım İl ve İlçe Müdürlüklerine haber verin.

Neden Organik Tarım Yapmalıyız?

Dünya Sağlık Örgütü’ne göre, her yıl en az 3 milyon kişi zirai ilaç zehirlenmesine maruz kalmaktadır. Her yıl büyük çoğunluğu tarım sektör çalışanlarının oluşturduğu 20 bin kişi yanlış zirai ilaç uygulamaları nedeniyle ölmektedir.

Kullanılan kimyasalların gıdada bıraktığı kalıntılar vücudumuza alınarak birikmektedir. Biriken kimyasallar kanser, üreme bozuklukları, hormon dengelerinde bozukluklar, bağışıklık sistemi sorunları, sinir sistemi rahatsızlıkları (beyin gelişiminde zarar, depresyon, konsantrasyon bozukluğu vs ), alerjiler, astım gibi birçok sağlık sorununa sebep olabilmektedir.

Araştırmalar, endüstriyel, yoğun tarımda kullanılan zirai ilaç ve sentetik kimyasal gübrelerin, yanlış toprak işleme uygulamalarının toprağı fakirleştirdiği, yeraltı sularını kirlettiği için sürdürülebilir olmadığını gösteriyor. Petrol ve ürünlerine dayanan bu tarım sistemi toprağın tuzlanmasına sebep olmakta, küresel iklim değişikliğini de ciddi biçimde etkilemektedir. Ayrıca zamanla hastalık etmenleri ve böceklerin zirai ilaçlara karşı direnç geliştirdikleri, dirençli tür sayısının arttığı tespit edilmiştir.

Birçok araştırma aynı şartlar altında yapılan tarafsız değerlendirmelerde organik gıdaların besin değerlerinin konvansiyonel gıdalara göre daha yüksek olduğunu bildirmektedir.

Organik tarımda erozyonu engelleyici önlemlerin alınması ve minimum toprak işleme ile üretimin gerçekleştirilmesi toprağın kaybını engellemektedir.

Organik tarım doğal kaynakların sürdürülebilir kullanımı amaçlar. Su, petrol gibi kaynakların bilinçli ve olabildiğince az kullanımını, enerji tasarrufunu, yerel ve sürdürülebilir kaynak kullanımı öncelikleri arasındadır.

Artan talebin iyi değerlendirilmesi, kamu desteği ve örgütlenme sayesinde küçük çiftçi ve aile işletmelerinin gelir düzeyini arttırır. İstihdamı arttırır.

Ekosistemi, çevremizi, biyolojik çeşitliliği korur.

Organik Bitkisel Üretim ile Konvansiyonel Bitkisel Üretim Arasındaki Temel Farklar Nelerdir?

  1. Organik bitkisel üretimde kullanılan tohumların organik olarak üretilmiş olması gerekir. Organik üretilmiş tohum bulunamaması durumunda konvansiyonel tohum kullanılabilir ancak onun da koşulları vardır. Söz konusu tohumun organik olarak bulunamadığına dair belgelerin Kontrol ve Sertifikasyon (KSK)’na sunulması ve KSK’nın konvansiyonel tohum kullanımına izin vermesi gerekir. Kullanılacak konvansiyonel tohumun ilaçlanmamış olması şartı tohum üreticisi firmadan alınacak yazılı belge veya fatura ile belgelenmek zorundadır. Yerel/atalık tohumların kullanımına dair ilgili yönetmelikte herhangi bir şart koşulmamış olup üreticiler yerel/atalık tohumlarını organik tarımda KSK’yı bilgilendirerek herhangi bir sebep ile ilaçlamamak kaydı ile kullanabilmektedir.
  2. Organik fide ve fidan kullanılması zorunludur.
  3. Bölgeye uygun, hastalık ve zararlılara dirençli çeşitlerin yetiştiriciliğine öncelik verilmelidir.
  4. Sentetik kimyasal bitki koruma ve yabancı ot ilaçları, büyüme düzenleyiciler, hormonlar kullanılamaz.
  5. Yönetmelikte izin verilen bazı bitki koruma maddeleri önerilen miktarlarda kullanılabilinir.
  6. Bitki korumada bitki sıklığı, ölçülü sulama, gübreleme gibi kültürel önlemler, hastalıklı dalları yakma, tarla temizliği gibi fiziksel önlemler, avcı böcek kullanımı gibi biyolojik mücadele yöntemleri, koku tuzaklarının kullanımı gibi biyoteknik yöntemler ve yönetmeliklerin izin verdiği kimyasal savaşım yöntemleri bir kombinasyon olarak bir arada kullanılır.
  7. Sentetik kimyasal gübreler kullanılamaz
  8. Yönetmeliğin Ek 1’de bahsettiği gübrelerine belirtilen miktarlarda kullanıla bilinir.
  9. Genetiği Değiştirilmiş Organizma ( GDO )2lardan elde edilen tohum, her türlü çoğaltım materyali, yem, gıda katkıları, mikroorganizmalar vs kullanımı yasaktır.
  10. Ekim nöbeti (Münavebe) uygulanma zorunluluğu vardır. Çok yıllık ekim nöbeti programı içerisinde baklagil ve derin köklü bitkilerin yetiştirilmesi sağlanır.
  11. Toprak en az mekanik müdahale ile mümkün olan en az düzeyde, tercihen yüzeysel olarak işlenir, pulluk yerine mümkünse çizel, diskaro gibi toprağı devirmeden işleyen aletler kullanılır. Toprağı sıkıştırmayan ve erezyonu engelleyen toprak işleme teknikleri kullanılır.
  12. Organik üretimde arazide ve işletmede yapılan tüm faaliyetlerin kaydedilmesi, satın alınan girdilerin ( tohum, fide, organik sertifikalı gübre ve zirai mücadele malzemeleri gibi ) , miktarı ve nereden alındığına dair belge ve makbuzların korunması gerekir.
  13. Organik üretimde, üretimi kontrol eden ve sonunda yönetmeliğine uygunsa belgeleyen bir kontrol ve sertifikasyon kuruluşu vardır. Her ürün organik olarak satılamaz. Ancak ilgili yönetmeliğe göre sertifikası olan ürün organik olarak satılabilinir.
  14. Organik tarımda fosil yakıtlar gibi yenilenemez kaynakların prensip olarak kullanımı minimum düzeyde tutulur. Girdilerin mümkün olduğunca yerelden sağlanması esastır.
  15. Bitkisel ve hayvansal kaynaklı ürünlerin ve atıkların tarımsal faaliyette girdi olarak kullanılmak üzere geri dönüştürülmesi sağlanır. Örneğin tarlada kalan bitkisel artıklar kompostlama süreti ile toprağa gübre olarak kazandırılır.
  16. İşletmenin içinde ve çevresinde avcı böceklerin, yaban hayvanlarının yaşam alanı olan doğal yaşam alanlarının korunmasına özen gösterilir. Ekosistemin doğal döngülerinin sürdürülebilirliği esastır.

Türkiye’de Organik Tarım Kanun ve Yönetmelikleri

Türkiye’de organik tarım faaliyetleri, 80li yılların sonlarına doğru, Avrupa’dan gelen talep üzerine Avrupa Birliği’nin ilgili yönetmeliklerine göre üretimi ve ihracatı ile başlamış ve bir süre böyle devam etmiştir. Daha sonra Avrupa Birliği’nin ilgili yönetmeliğindeki değişikliklerin, üretimin yapılan ülkelerde, organik ürünleri kontrol eden şirketlerin bulunması hususu, Türkiye’nin de organik üretim ile ilgili bir düzenlemeye gitmesine ivme kazandırmıştır.  24 Aralık 1994 tarihli ve 22145 sayılı resmi gazetede “Bitkisel ve Hayvansal Ürünlerin Ekolojik Üretilmesine İlişkin Yönetmelik” isimli yönetmelik yayınlanmıştır.  Bu yönetmelik ile artık Türkiye’nin iç talebine yönelik bir mevzuatı oluşmuş, organik üretimin kuralları, organik ürün etiketini kullanma koşulları; üretim, işleme, paketleme, satış dâhil olmak üzere belirlenmiştir. Organik tarım, kontrollü bir tarım sistemi olduğu için de bu yönetmeliğe göre Türkiye’de Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı ile akreditasyon kurumu tarafından akredite edilmiş kontrol ve sertifikasyon kurumları faaliyet göstermeye başlamıştır.

Daha sonra söz konusu yönetmelik, Avrupa Birliği yönetmeliğinde de yapılan revizyonlara göre yenilenmiştir. 11 temmuz 2002’de 24812 tarihli resmi gazete de yayınlanan revize edilmiş yönetmelikle, yönetmeliğin ismi de değiştirilip “Organik Tarımın Esasları ve Uygulamasına İlişkin Yönetmelik” olarak adlandırılmış. Revizyonlar devam etmekte ve 2015 yılında son olarak 22.07.2015 tarihli 29422 sayılı resmi gazete de yayınlanması ile bugün ki son haline gelmiştir. Şu anda yönetmelik:

  • Doğadan toplanan ürünler,
  • Bitkisel Üretim
  • Hayvansal üretim,
  • Mantar ve maya üretimi
  • Su ürünleri yetiştiriciliği
  • Yem bitkilerinin üretimi
  • Organik ürünlerin işlenmesi, ambalajlanması, etiketlenmesi, depolanması, taşınması ve pazarlanması

alanlarını kapsamaktadır.

Yönetmeliğin yanı sıra AB ülkelerinde olduğu gibi Türkiye’de de yönetmeliğe uygun üretim ve uygulamalar yapılmaması durumunda uygulanacak cezai müeyyideleri tanımlayan kanun 01.12.2004 tarihinde, 5262 sayılı resmi gazetede yayınlanarak yürürlüğe girmiştir.

Ülkemizde ilgili yönetmeliğe uygun üretilmemiş ürünler organik, ekolojik, biyolojik ismi altında satılamaz.

Organik Tarımda Denetimler ve Belgelendirme Nasıl Yapılır?

Kontrol ve sertifikasyon kuruluşu (KSK) , Organik Tarımın Esasları ve Uygulamasına İlişkin Yönetmelik’e  göre üretici ile sözleşme imzalar. Bu sözleşmeyi tüzel kişi veya kurumla yapabilir. Sözleşme yaptığı tüzel kurumun da, o kurum adına organik üretim yapacak sözleşmeli üreticileri olabilir.  Bu durum da KSK, o üreticilerle de sözleşme yapar. KSK’ya başvuruda güncellenmiş ve Bakanlık İl veya İlçe Müdürlüğünce onaylanmış çiftçi kayıt sistemi ( ÇKS ) kaydı, büyükbaş hayvancılık işletmeleri için Tütkvet’den alınan onaylı işletme tescil belgesi, küçükbaş hayvancılık işletmeleri için KKKS’den alınan onaylı belge ve arıcılık işletmeleri için AKS’den alınan onaylı belge talep edilir. ÇKS kaydı olmayan veya yapılamayan üreticiler için ilgili yönetmelikte nasıl bir yol izlemesi gerektiği açıklanmıştır. Gıda İşletmeleri’nin ise İşletme Kayıt Belgesi veya İşletme Onay Belgesi olması gerekir.

  • Sözleşmeyi yaptıktan sonra KSK müteşebbise, müteşebbisin işletmesi hakkında bilgi vereceği bir form gönderir. Müteşebbis bu formu doldurur ve KSK’ya geri gönderir.
  • KSK atadığı kontrolörle, saptadığı zamanda yerinde kontrol yapar. Kontroller, tarımsal işletmede, işletmenin organik birimlerini ( tarım alanları, depolar vs ) bizzat ziyaret ederek, ürün işleyen işletmede de işletme bizzat organik ürün işlenirken ziyaret edilerek yapılır.
  • Kontrolün neticesinde, kontrolör bir rapor hazırlar. Raporun imzalanmış bir nüshasını işletmede bırakmak zorundadır. İşletme sahibi bu raporda, kontrolörün tespit etmiş olduğu uygunsuzluk varsa, bunları görür ve iyileştirmek için verilen süreye kadar iyileştirme yapar ve KSK’yı bilgilendirir. Bazen, takip kontrolü de gerekebilir.
  • Nihayetinde rapor sertifikalama birimi tarafından değerlendirilir ve sertifikalanma kararı çıkarsa, yönetmeliğin gerektirdiği müteşebbis sertifikası, işletme için KSK tarafından düzenlenir.
  • İşletme, bu sertifika ile organik üretime göre, sertifikada belirtilen alanlarda, ünitelerde, belirtilen ürünlerde, belirtilen süre için sertifikalanmış olur.
  • Ancak müteşebbis’in organik tarım faaliyetinde bulunduğunu belgelendiren müteşebbis sertifikası satış için geçerli değildir. Üretici organik ürününü satarken KSK’yı bilgilendirir ve ürününü ancak KSK’nın üreticinin talebi üzerine hazırlayacağı “ürün sertifikası” ile satabilir.

İşletmeci/Üreticinin bilmesi gereken ve KSK tarafından denetlenecek iki önemli husus daha vardır. Birincisi, tamamen organik üretim yapılmayan çiftliklerde organik alanlar ile diğerlerinin ayırımı açık biçimde yapılmış olmalıdır. Bu ayırımı gösteren kayıtlar titizlikle tutulmalıdır. İkincisi, bir işletmede, organik tarım metodu ile üretilen ürün ile aynı tür ev çeşitten olan ya da bu ürünlerden ayırt edilemeyen konvansiyonel ürünler bir arada üretilemez. Ancak yönetmelikte çok yıllık bitkiler için bu konuda bazı özel şartlar tanımlanmıştır.

Organik Tarıma Geçiş Süreci: 

Organik üretimde tarımsal işletmelerin belgelendirilmesinde iki sertifikalama statüsü vardır. Organik tarıma yeni geçen bir tarımsal işletme hemen organik statü de sertifikalanmaz. Organik statüsüne kadar geçen ilk 12 ayın sonundan itibaren ürünler  “ organik tarıma geçiş süreci ürünü” olarak sertifikalanır ve bu şekilde pazarlanır. Bitkisel üretimde hasat edilen ürünler ilk 12 ay tamamlanıncaya kadar konvansiyonel ürün statüsünde kabul edilir.

Bu sertifika statüsünü etkileyen unsurlardan en önemlisi o işletmede ekilmiş olan ürünün çok yıllık ( meyve, üzüm gibi)  veya tek yıllık (sebze, tahıl gibi) olması ile de ilgilidir. Yönetmeliğe göre: “tek yıllık bitkilerde ekim tarihinden itibaren en az iki yıl, mera ve yem bitkilerinde yem olarak kullanılmasından önce en az iki yıl, yem bitkisi dışındaki çok yıllık bitkilerde ise ilk organik ürün hasadından önce üç yıllık geçiş sürecinin uygulanması gerekir.”  Tek yıllık bitkilerde ekimden itibaren 24 ay geçtikten sonra, 25. ayda ürün, organik statüsünü alır. Çok yıllık bitkilerde ise ürün, hasattan sonra, 36. aydan sonra (3 yıl sonra) organik statü kazanır. Bitkisel üretimde KSK geçiş sürecini uzatabilir veya kısaltabilir. Kısaltma en fazla 12 ay ile sınırlıdır.

Organik Tarım’da Tohum, Fide, Fidan Kullanımı ve Temini

Tohum; genetik olarak yapısı değiştirilmemiş, döllenmiş hücre çekirdeği içindeki DNA dizilimine dışarıdan müdahale edilmemiş, sentetik pestisitler, radyasyon veya mikrodalga ile muamele görmemiş biyolojik özellikte ve bu Yönetmelik hükümlerine uygun olarak üretilmiş olmalıdır.

Organik tarımda kullanılan tohumun da organik sertifikasyona ihtiyacı vardır. Ancak ülkemizde sertifikalı organik tohum üretiminde talebi karşılayacak kadar tohum firması ve üretilen tohum bulunmamaktadır. Bu sebeple üreticiler organik sertifikalı tohum bulamadıkları çeşitler için ilaçsız ve GDO’suz olduğuna dair satın aldıkları firmalardan resmi belge getirdikleri takdirde tohumunun kullanımına izin verilir. Üreticinin organik tarıma geçtikten sonra kendi tohumunu kendisinin üretmesi ve yılsonu hasadından kendisine tohumluk ayırması uygulaması da oldukça yaygındır. Çiftçiler KSK’yı bilgilendirmek ve onay almak kaydı ile yerel, atalık tohumlarını da kullanabilirler. Ancak üreticinin ürettiği tohumları saklama koşulları da çok önemlidir. Tohumlar ışık görmeyen, su ve nemin olmadığı ortamlarda, tercihen cam kavanoz veya ham bezlerin içinde saklanmalıdır. Ve yine tercihen bezlerin içine konan tohumların depoda askıda asılması uygulaması da başarılı bir uygulamadır.

Organik fideler, organik tohumdan veya ana bitkiden elde edilir. Çimlendirme ve büyütme aşamalarda yönetmeliğin izin verdikleri dışında gübre veya ilaç kullanılmasına izin yoktur. Üretici fidesini kendisi yetiştirmiyor ise dışarıdan aldığı fidelerin organik sertifikası olması zorunludur.

Fidanlar da aynı şekilde organik materyalden elde edilmiş ve yönetmelik hükümlerine uygun yetiştirilmiş olmalıdır. Hiçbir aşamasında sentetik kimyasal gübre veya ilaç kullanımına izin yoktur.

Organik tarımda GDO’lu çoğaltım materyali kullanılamaz.

Organik sertifikaya sahip fide ve fidan yetiştiriciliği konusunda ülkemizde ciddi eksiklik vardır. Sınırlı sayıdaki üreticiler arasında en önemlisi Yalova’da bulunan Atatürk Bahçe Kültürleri Merkez Araştırma Enstitüsü’dür.

Organik Tarım’da Toprak İşleme ve Gübreleme Yöntemleri Nelerdir? Organik Gübre Nasıl Elde Edilir?

Organik tarımda sentetik yollarla elde edilmiş azotlu, fosfatlı ve kompoze gübrelerin kullanımı yasaktır. Kullanılacak ticari gübreler organik sertifikalı olmalıdır. Kullanılacak ahır gübresi, entansif tarımdan elde edilmiş olmamalıdır.  Hayvanların yediklerinin %50’den fazlası dışarı atılır. Bu sebeple hazır yem veya GDO’lu yem ile beslenen, sürekli antibiyotik uygulanan hayvanlardan elde edilen gübrelerin kullanımına izin yoktur. Küçük işletme olarak değerlendirdiğimiz, merada beslenen hayvanlardan elde edilen gübrelerin kullanımına izin vardır.

Organik üretimden gelen hayvan gübresi ya da organik materyallerin her ikisinin de kompost edilmiş olarak kullanılması istenir. Organik tarımda kullanılabilecek gübreler yönetmeliğin birinci ekinde liste halinde sunulmuştur.

Ülkemizde ne yazık ki gereğinden fazla ve gereksiz derinlikte toprak işleme yapılmaktadır. Bu durum, toprağın yapısının bozularak rüzgar ve su erozyonuna, bitki gövde, dal ve sürgünlerinin zarar görmesine yol açmaktadır. Ayrıca derin sürüm ile kökler büyük ölçüde zarara uğramakta, köklere zararlı organizmalar için uygun ortam oluşmaktadır. Toprak en az mekanik müdahale ile mümkün olan en az düzeyde, tercihen yüzeysel olarak işlenir,  pulluk yerine mümkünse çizel, diskaro gibi toprağı devirmeden işleyen aletler kullanılır. Toprağı sıkıştırmayan ve erozyonu engelleyen toprak işleme teknikleri kullanılır.

 

Ekim Nöbeti/Münavebe: Rotasyon adı verdiğimiz ekim nöbeti veya münavebe her yıl aynı alana aynı ürünün ekilmeyip tamamlayıcı veya destekleyici özellikte farklı yapıdaki bitkilerin ekilmesidir. Bu sayede toprağın verimliliğinin, organik madde oranının, bitki besin maddelerinin korunması ve yükseltilmesi sağlanır. Örnek olarak bir yıl kazık köklü bir bitki (pamuk, domates, hıyar, havuç ) ektiğimiz yere bir sonraki yıl saçak köklü bir bitki (hububat, pırasa, marul, soğan, sarımsak, salata grubu) ekmeliyiz. Çünkü ilk yıl kazık köklü bitkinin toprağın yüzey tarafında yararlanamadığı minerallerden ikinci yıl saçak köklü bitki yararlanabilecektir ya da tersi olacaktır. İlk yıl derine inmeyen saçak kökün ulaşamadığı yerlere ikinci yıl kazık köklü bitkiler ulaşacaktır. Su tüketimi fazla olan kültür bitkileri (tatlı mısır, pamuk, lahanagiller, patlıcangiller) ile daha az su tüketen bitkiler (patates, hububat, soğan, sarımsak, bezelye) arka arkaya yetiştirebiliriz. Yetiştirme döneminde yavaş gelişen kültür bitkileri (domates, soğan, sarımsak) ile hızlı gelişme özelliğinde olan bitkileri (tatlı mısır, ıspanak, marul, salata grubu, turp) ard arda yetiştirilebiliriz. Bitki kalıntısı fazla olan bitkiler (baklagil, yem bitkileri, tahıllar, kereviz, soğan) ile kalıntısı az olan bitkileri (patates, karnabahar, lahana, salatalar, ıspanak) ard arda yetiştirebiliriz. Münavebe aynı zamanda bölgeye yerleşmiş olan hastalık, yabancı ot ve zararlı gelişimini de olumsuz yönde etkileyeceği için bir bitki koruma faaliyeti olarak değerlendirilebilir.

Ahır Gübresi ve Tavuk Gübresi: Ahır gübresi, ahır hayvanlarının katı ve sıvı dışkıları ile yataklıklarının karışımından oluşan bir gübredir. Gaz şeklinde ve yıkamalar şeklinde çok fazla bitki besin maddesi kaybı olmaktadır. Ahır gübresini yağış etkisinin az olduğu korumalı bir yerde ve sıkıştırılmış bir zeminde yığınlar halinde saklamak gerekir. Taze olarak kullanılması sakıncalı olan ahır gübresinin uygun şekilde olgunlaştırılarak yani fermente edilerek yakılması gereklidir.

Tavuk gübresinin organik tarımda kullanılabilmesi için mutlaka organik yetiştiricilik yapılan işletmelerden gelmesi gerekir. Azot içeriği açısından son derece zengindir. Doğrudan kullanılması bitkide yanmalara sebep olabilir. Bu sebeple sap, saman gibi bitkisel materyaller ile karıştırılarak veya su katılarak seyreltilip kullanılması tercih edilir.

Yeşil Gübre: Yeşil gübreleme, toprakta gerekli organik maddeyi sağlamak amacı ile yem bitkileri, tahıllar ama çoğunlukla üçgül, korunga, arpa, fiğ, yonca, bakla gibi toprağa azotbağlayan baklagil bitkilerin toprağa ekilip, yetiştirilip, bitki henüz yeşil halde iken, baklagillerde çiçeklenme dönemi başlarında toprağa karıştırılması esasına dayanır. Birkaç yıl arka arkaya yapılan yeşil gübreleme ile toprağın verimlilik gücü artar ve birim alandan daha yüksek ürün alınır. Bu sebeple tarım topraklarının boş bırakılması yerine yeşil gübre bitkilerinin ekilmesi, meyve bahçelerinde uygulanması son derece faydalıdır. Yeşil gübrelemenin yararlarını şu şekilde sıralayabiliriz; toprağı organik maddece özellikle toprağa verilmeyen mikro besin elementlerince zenginleştirir. Toprağın su tutma ve havalanma kapasitesini dengeler. Toprağın besin maddesi tutma kapasitesini arttırır, toprağın daha kolay ısınmasını sağlar. Toprakta kaymak tabakası dediğimiz sert ve geçirimsiz bir tabaka oluşumunu önler. Toprak tuzlanmasının azalmasına neden olur ve toprak erozyonunu engeller.

Kompost: Kompost, bitkisel veya hayvansal atıkların geri dönüştürülmesine dayanan bir sistemdir. Genelde azot oranı görece yüksek yeşil aksamlı bitki artıkları ile karbon oranı görece yüksek sarı-kahverengi aksamı olan bitki artıklarının oksijenli yani havadar bir ortamda bakteriler ve diğer mikroorganizmalar tarafından parçalanıp humusa dönüştürülmesi işlemidir. Kompost dediğimiz şey doğada çokça gördüğümüz bir uygulamadır. Örnekse; sonbaharda ağaç yapraklarının toprakta bekleyerek sonrasında parçalanıp toprağa karışıp kendisinin de toprak olması gibi. Sağlıklı bir kompost için nem ( aşırı nemden, yağıştan korunma), havalanma yani oksijensiz kalmama ve azot ile karbon arasındaki denge en önemli hususlardır. Komposta konan malzemeler, atıklar ne kadar küçük ise bu dönüşüm işlemi o kadar hızlanır. Dönüşüm işleminin nasıl gittiği, kompostun başarılı olup olmadığını anlamanın en güzel yollarından bir tanesi de istenmeyen kokulardan arınıyor olması ve en sonunda arınmış olmasıdır. İstenirse dönüşümün daha hızlı olması için özel kompost solucanları eklenebilir.

Organik Tarım’da Sulama Nasıl Yapılır?

Sulama, bitkilerin hastalıklarının yönetimi noktasında son derece önemlidir. Bu sebeple bitkiye ihtiyacı olduğu kadar su verilmesi hem bitkide meydana gelebilecek hastalıkların önlenmesine hem de su kaynaklarının korunmasına yardımcı olacaktır. Bu sebeple organik tarımda tercih edilen sulama şekli damlama sulamadır. Ancak kullanılacak suyun özellikleri ve kullanım şeklinde bazı ayrımlar vardır. Bu ayrımlar aşağıdaki gibidir.

  1. Sanayi ve şehir atık suları ile drenaj sisteminden elde edilen drenaj suları organik tarımda kullanılamaz, gerekli hallerde suyun uygunluğuna kontrol sertifikasyon firmaları tarafından yapılacak kontrollerle karar verilir.
  2. Kullanılan sulama suyu çevre kirliliğine yol açmamalıdır.
  3. Sulama, toprak yapısında bozulmaya ve erozyona yol açmamalıdır.

 

Organik Tarım’da Bitki Hastalık ve Zararlıları ile Yabancı Ot Mücadelesi Nasıl Yapılır?

Organik tarımda konvansiyonel tarımda kullanılan sentetik kimyasal tarım ilaçlarının kullanımına izin yoktur. Organik Tarımın Esasları ve Uygulanmasına İlişkin Yönetmeliğinde belirtilen bitki koruma maddelerine izin verilmektedir. Ancak bu maddeler sınırlı olmakla beraber etkileri de kısa sürelidir. Hal böyle olunca organik tarımda hastalık, zararlı ve yabancı otlar ile mücadele etmenin farklı pek çok yönü de karşımıza çıkmaktadır. Bu yöntemlerin pek çoğu aslında konvansiyonel tarım yapan üreticilerin de kullanabileceği yöntemlerdir. Unutulmamalıdır ki sağlıklı bir ekosistemde stres altında büyümeyen sağlıklı bitkilerin verimi doğal bir denge içindedir.

Bitki yetiştiriciliğinde verim kayıplarına neden olan etmenler hastalıklar, zararlılar ve yabancı otlar olarak temelde 3 sınıfa ayrılmaktadır. Bir bitki ne kadar sağlıklı olur ise o bitkinin bu hastalık, zararlı ve yabancı otlardan etkilenmesi de o kadar az olur. Bu sebeple ilk yapılması gereken bitkiyi sağlıklı olarak yetiştirmektir. Bu nedenle kültürel önlemler olarak tanımlayabileceğimiz  sulamadan, bitki beslemeye, toprak işlemeden, dayanıklı çeşit seçimine, ekim nöbeti uygulamasından, bitki sıklığına kadar her bir yetiştiricilik noktasında dikkatli davranılmalı ve her bir yöntemde bitkiye ihtiyacı olan kadar girdiler sağlanmalıdır. Son çare olan bitki koruma maddelerini kullanmadan önce kültürel önlemler, mekanik mücadele, faydalı böcekler ve bakterilerin kullanımı ile biyolojik mücadele (yaprak bitine karşı uğur böceği gibi) ve organik tarımda çok yaygın kullanımı olan tuzakların kullanımına öncelik verilmelidir.

Aşağıda verilen zirai mücadele ilaçları bugün ülkemizde pek çok organik tarım yapan üretici tarafından kullanılmaktadır. Bitki koruma yöntemleri uygulanırken bitkiler üzerindeki etkileri göz ardı edilmemelidir.

Organik tarımda kullanabileceğiniz zirai ilaçlara bazı örnekler:

  1. Hastalıklara Karşı Kullanılan Bazı Uygulamalar. Bakırlı Bileşikler: Bakırhidroksit, bakıroksit, bakırsülfat ve bakıroksiklorit formlarındaki bakırlı fungusitler geniş çapta fungal ve patojenlere karşı etkilidir.
  2. Bordo Bulamacı: Tohum yatağı, yetiştirme toprağı ve sebze bahçesinde fungal hastalıklara karşı oldukça etkilidir.

Bordo bulamacı hazırlanışı: % 1’lik bordo bulamacı için; 297 lt su, 2 kg sönmüş kireç ve 1 kg göztaşı (bakır sülfat) önerilir.

  1. Kireç-kükürt bulamacı: Fungusit, insektisit ve akarisit etkisi bulunur ve iyi koruma sağlar. Kabuklu bitlere, şeftali yaprak kıvırcıklığı hastalığına ve kara lekeye karşı iyi kontrol sağladığı bilinir. Aynı zamanda sulu kükürt uygulaması bağda külleme hastalığına birebirdir. Sadece meyve ağaçları, bağda kış mücadelesi ve zeytinde uygulanmasına izin verilmiştir.
  2. Propolis: Cucurbitaceace familyasında ( Kavun, karpuz, kabak vs ) görülen Yalancı Mildiyö’ye karşı kullanılabilir.

Hazırlanışı: 100 g propolis, 1lt ispirto ya da saf alkolle iyice çözününceye kadar karıştırılır. 8-10 gün boyunca her gün çalkalanır. Filtreden geçirilip, 100 lt suya elde edilen karışımdan 200 g koyarak bitki yüzeyi yıkanır.

  1. Bal mumu: Budama yaralarını kapatma amacıyla kullanılır.
  2. Etilen: Yeşil olarak hasat edilen muz vb. ürünlerin sarartılmasında kullanılır.
  3. Kuartz kumu: Uzaklaştırıcılarak kullanılır.
  4. Lesitin: Soyadan elde edilen, su ve yağların bir arada bulunmasını sağlayan bir maddedir. Külleme hastalıklarına karşı kullanılır.
  5. Zararlılara Karşı Kullanılan Bazı Uygulamalar:
  6. Piretrin: Krizantem çiçeklerinden soğuk su ekstraksiyonuyla elde edilen piretrin, ısırıcı ve emici böceklere karşı böcek öldürücü olarak kullanılır.
  7. Bacillus thuringiensis Preparatları: Bu bakteri meyvecilikte özellikle bağcılıkta lepidoptera (kelebekler) larvalarına karşı selektif etki gösterir. Patates böceğine karşı da kullanılır.
  8. Mineral Yağlar: Bitki yüzeyini kaplayarak aerobik patojenlerin gelişimini ve aktivitesini engeller. İnsektisit olarak sadece meyve ağaçları, asmalar, zeytin, muz ve turunçgillerde özellikle yaprak biti ve kabuklu bite karşı kullanılır. Yazlık yağ uygulaması yapılacaksa yazın gece sıcaklığının çok yüksek olduğu dönemlerde yapılmalıdır.

15 lt lik yağa 1000 lt su ölçüsü örnek olarak verilebilir.

  1. Bitkisel Yağlar: Kolza ve Nem bitkilerinden hazırlanan yağlı preparatlar, kısmen kükürdün de eklenmesiyle kırmızı örümceklerin kışlık yumurtalarına karşı başarıyla kullanılır. Gül yağının bakteriyel leke hastalığına karşı engelleyici olduğu tespit edilmiştir.
  2. Ev Yapımı Böcek Öldürücüler:
  3. Alkol Spreyi: Afitler, beyaz sinek, trips ve unlu bite karşı uygulanmaktadır.

Hazırlanışı: 1-2 fincan % 70’lik isoprophyl alkol, ¼ su ile karıştırılarak kullanılır. Seyreltilmemiş alkol kullanımı bitki için risklidir.

  1. Sarımsak Yağı Spreyi: Zararlılar üzerinde uzaklaştırıcı etki yapar. Aynı zamanda fungusit etkisi de gözlemlenmiştir. Lahana mühendis tırtılı, afitler, beyaz sinek, kulağakaçan kontrolünde etkili olmuştur.

Hazırlanışı: 3 tane 28 gram sarımsak, 2 çay kaşığı mineral yağ, 0,5 lt su. Çok ince doğranmış sarımsaklar mineral yağ içerisinde en az 24 saat bekletilir. Yavaşça içerisine yarım litre su ilave edilir. Karışım sağlandıktan sonra süzülerek kavanoz içerisinde bekletilmek üzere aktarılır. Karışımdan 1-2 çorba kaşığı alınarak yarım litre su ile karıştırılır. Bu oran etkili oluyorsa daha fazla su ilave edilerek uygulama yapılabilir. Uygulama tüm bitki yüzeyi ıslanacak şekilde yapılmalıdır. Yağa duyarlı olabilecek bitkilerde uygulama kontrollü yapılmalıdır.

  1. Otlarla Hazırlanan Spreyler: Aromatik otlardan elde edilmekte ve uzaklaştırıcı etki yapılmaktadır. Adaçayı ve kekik gibi otlar kullanılmaktadır.

Hazırlanışı: 1-2 fincan taze yaprak 2-4 fincan su ile karıştırılır. Bu karışım tüm gece bekletilir. İçerisine ¼ oranında temizleyici sıvı sabun karıştırılır. İlaçlamada bitkinin tüm aksamının ilaçlanması başarıyı etkilemektedir.

  1. Kırmızı Tozlar: Karabiber, kırmızı biber, dere otu, zencefilin hepsi capsaicin içeririr. Bu madde böcekler üzerinde uzaklaştırıcı etki yapmaktadır. Uygulamada havuç, lahana veya soğan sıralarına serpilerek kullanılır. Yağmur veya sulama sonrası uygulama tekrar edilmelidir.
  2. Nikotin Spreyi: Tütün bitkisinden elde edilir. Böceklere toksiktir, arılara değildir. Nikotin toprak zararlılarına karşı kullanılmaktadır.

Hazırlanışı: 1 fincan kurutulmuş, öğütülmüş tütün yaprağı, ¼ çay kaşığı saf sabun, 4.5 lt su. Karışım su içinde yarım saat bekletilerek süzülür ve solüsyon hazırlanır. Bu solüsyon birkaç hafta kapalı bir kapta saklanabilir.

Tütün mozaik virüsünü taşıyan tütünlerden hazırlanan solüsyon bu virüsün bitkilere bulaşmasına neden olabilir.

  1. Domates Yaprağı: Domates yaprak ilacı afitler için kullanılabilir. Aynı zamanda domates yaprak spreyi mısırda mısır yeşil kurduna karşı etkili olmaktadır.

Hazırlanışı: 1-2 fincan domates yaprağı, 2 fincan su. İyi kıyılmış 1-2 fincan domates yaprağı 2 fincan su içerisinde bütün gece bekletilir. Süzülerek yaklaşık 2 fincan su ile karıştırılır.

  1. Tuz Spreyi: Kırmızı örümceklere karşı kullanılabilir.

Hazırlanışı: 2 çorba kaşığı tuz ile 4.5 lt su karıştırılarak elde edilen solüsyon bitkiye uygulanır.

  1. Sarımsak Spreyi: Sümüklü böceklere ve yaprakları yiyerek zarar yapan böceklere karşı kullanılabilir.

Sümüklü böcekler için: 1 sarımsak soğanı, 1 lt su, 1 orta boy soğan, 1 çorba kaşığı kırmızıbiber, 1 çorba kaşığı sıvı sabun. Sarımsak ve soğan küçük küçük kesilerek kırmızı biberle karıştırılır. Daha sonra su içerisine konularak 1 saat beklenir. Bir saat sonra sıvı sabun ilave edilir. Karışım dolapta 1 hafta bekleyebilir.

Yaprakları yiyerek zarar yapan böcekler için: 4 kırmızı biber, 4 soğan, 2 baş sarımsak. Elde edilen karışım sabunlu su içerisinde 24 saat bekletilir. Süzülerek üzerine 2 lt su ilave edilir. Serin şartlarda 2 haftadan daha fazla saklanabilir. Sarımsak spreyi; patates böceği, kaphra böceği, nematot ve lahanagillere zarar yapan böceklere karşı etkilidir.

ı. Kadife çiçeği spreyi: Afit larvaları ve sinekler için uzaklaştırıcı etki yapar. Kadife çiçeği, su ve sabunla karıştırılarak bir solüsyon hazırlanır.

  1. Isırgan suyu: Afitlere karşı kullanılmaktadır.

Organik Tarım’da Doğadan Toplama Ürünler İle İlgili Kurallar Nelerdir? Nasıl Yapılır?

Ülkemiz, bitki biyoçeşitliliği olarak oldukça zengindir. Türkiye’deki 10000 civarı bitki türünün 3000’e yakını endemik yani sadece o bölgeye özgü türdür ve bu sayı tüm Avrupa da ki endemik türlerden daha fazladır. Dağlarımızda, ovalarımızda veya vadilerimizde kültüre alınmamış ancak kendi kendine yetişebilen pek çok bitki bulunmaktadır. Bu bitkileri doğadan toplama adı altında toplayıp organik olarak sertifikalandırmamız mümkündür. Ancak doğadan toplama yapacağımız alan ile ilgili aşağıdaki şartları sağlamamız gereklidir.

  1. Toplama alanı son iki yıl içinde yangın geçirmemiş olmalıdır.
  2. Toplama alanındaki doğal yaşam dengesinin ve türlerin korunması sağlanır. Nesli tükenme tehlikesinde olan türlerin toplanması yasaktır.
  3. Toplama alanında toplama işleminin 3 yıl öncesine kadar sentetik kimyasal ilaçlama ve gübrelemenin yapılmamış olması gereklidir.
  4. Üretici, orman ve doğal alanlardan ürün toplamadan önce, toplama alanının mülkiyetinin veya kullanma hakkının ait olduğu makamdan yazılı izin almalıdır.

Organik Tarım da Bitkisel Ürünlerin İşlenmesi ile ilgili Temel Hususlar Nelerdir? Depolama, Ambalajlama, Etiketleme, Nakliye, Pazarlama ile ilgili Kurallar Nelerdir? Nasıl Yapılır?

İŞLEME, ETİKETLEME; AMBALAJLAMA

Organik ürünlerin  “Organik Tarımın Esasları ve Uygulamasına İlişkin Yönetmelik” e uygun olarak işlenmesi gerekir.

Başlıca dikkat edilmesi gereken hususlar:

  • Üretimin başından sonuna kadar izlenebilirliğin sağlanması. Bu kısaca her aşamada gerek ürün üzerinde ve gerekse de tutulan kayıtlarla ürünün kimliğinin, miktarının ve yapılan uygulamanın belirtilmesi anlamına gelir.
  • Organik ürünlerin hiçbir şekilde konvansiyonel ürünlerle karışmamasını sağlayacak önlemlerin alınması, prosedürlerlesin oluşturulması gerekir. Bu organik ürünle konvansiyonel ürünlerin farklı zamanlarda işlenmesi yapılarak ve etrafta başka hiçbir ürün tutmayarak, basitçe sağlanabilir.
  • Organik ürünün her aşamada, işletmeye mal getirilmesinden başlayarak, hammadde deposu dahil, kimliğinin, KSK’na dair bilgi dahil olmak üzere, ürünün üzerinden ve de dokümanlardan teşhis edilebilmesi. Yani menşei, sertifikalama derecesi, miktarı, KSK’nın ismi üzerinde olmalıdır.
  • Organik ürünlerin işlenmesinde genetiği değiştirilmiş organizmalardan elde edilmiş (GDO’lu) yardımcı maddeler, katkı maddeleri kullanımı yasaktır. Üretimde kullanılacak katkı ve/ veya yardımcı maddeler varsa, bunların hepsinin Organik Tarımın Esasları ve Uygulamasına İlişkin Yönetmeliğin ekinde bulunan pozitif listelerde (ek 8) bulunması gerekir. Bu listelerde olmayan maddeleri üretimde kullanamaz. Yani keyfimize göre istediğimiz katkı ve yardımcı maddeleri üretimde veya her hangi bir aşamada kullanamayız. Yönetmeliğin pozitif listesinde olan ürünleri ancak kullanabiliriz.
  • Eğer organik ürüne ilave edilecek, başka bir tarımsal kökenli ürün varsa, yine muhakkak yönetmeliğin ekindeki pozitif listeye (Yönetmelik ek 9) uygun olması gerekir.
  • İşlenmiş bir mamul ürün içerisinde bulunan tarımsal orijinli ürün veya türevlerinin en az %95’i bu yönetmelik hususlarına göre üretilmiş olmalıdır. Sadece %5’i içinde konvansiyonel tarımsal kökenli girdi olabilir, ancak bunlarında neler olması gerektiği yönetmeliğin ekinde (Yönetmelik Ek 9’da) bulunmakta ve oldukça sınırlıdır.
  • Etikete bilgilerin nasıl yazılması gerektiği de yine yönetmelikte belirtilmiştir. Etikette olması gereken bilgileri özetlersek: müteşebbis veya ürün sertifikası numarası, ürünün sertifika derecesi ( organik veya geçiş ), sertifikalayan KSK’nın adı, Bakanlığın vermiş olduğu kod numarası, logosu, ürünün menşei, adı, içeriğinde hangi ürünlerin organik olduğu, miktarı ile birlikte belirtilmelidir.
  • Ayrıca sertifika statüsü organik olan ürünlerin üzerinde yönetmelikte belirtilen bakanlığın logosunun da, yine yönetmelikte belirtilen ebatlarda ve şekilde bulunması zorunludur (Yönetmelik ek 10)
  • KSK malın girişinden çıkışına kadar muhasebe kayıtlarını da dikkate alarak, mal akışı kontrolünü yapar. Bu sebeple muhasebe kayıtlarının düzenli tutulmuş olması ve bu belgelerde de ünün kimlik bilgilerinin olması gerekir.
  • Temizlikte ise gıda işletmelerinde izin verilen temizlik malzemelerinin kullanılması gerekir.
  • Organik gıdaların ambalajlanmasında Türk Gıda Kodeksi Gıda İle Temas Eden Madde ve Malzemeler Yönetmeliği’ne uygun ambalaj malzemeleri kullanılabilir. Organik tarım yönetmeliği ambalajlama konusunda özel bir standart getirmemiştir.

DEPOLAMA

Organik ürünlerin işlenmesinde olduğu gibi izlenebilirliğin, konvansiyonel ürünlerle karışmanın önlenmesi ve depo kayıtlarının tutulmaması gereklidir. Özellikle başka ürünlerle karışmanın önlenmesi ve depoda ilaçlamanın veya izin verilmeyen fümügasyonların ( kapalı ortamda gaz halinde kimyasal madde vermek ) yapılmaması gerekiyor. Deponun, daha önce depolanan konvansiyonel üründen sonra iyice temizlenmiş ve havalandırılmış olması önemlidir.

NAKLİYE

Organik ürünler nakledilirken de hem evraklar üzerinden, hem de ürün üzerinden izlenebilirliği, teşhisi sağlanacak şekilde nakil edilmelidir. Nakliye aracı ( kamyon gibi ) içindeki ürün üzerinde, ürünün kimlik bilgilerinin (daha önce belirttiğimiz) bulunması gerekir. Nakliye esnasında ürüne ürünün organik veya geçiş süreci ürünü olduğunu belirten, ürünlerin miktarları ile belirtildiği yol müstahsil belgesi ( çiftçiler için ) veya irsaliye ( şirketler için ) eşlik etmelidir. Ürün bir alıcı firma tarafından üreticiden toptan olarak alınıyor ise muhakkak üreticinin alıcı firmaya keseceği fatura veya vergiye tabi olmayan çiftçiler için alıcı firmanın çiftçiye keseceği tarafların karşılıklı olarak imzalayacakları müstahsil makbuzu düzenlenir. Nakliye aracı iyi temizlenmiş ve konvansiyonel ürünlerle bulaşmaya sebep vermeyecek şekilde organize edilmelidir. Tercihen organik ürünler bağımsız olarak nakledilmelidir.

PAZARLAMA

Organik ürünleri satarken veya pazarlarken, müteşebbis sertifikamızı vermiş olan kontrol ve sertifikasyon kuruluşunu (KSK) bilgilendirmemiz gerekir. KSK tüm bilgi ve belgeleri inceledikten sonra “ürün sertifikası” adını verdiğimiz sertifikayı düzenler ve bu sertifikanın eşliğinde ürün satılabilir. Toptan satışlarda satış bilgilerini, irsaliye ve faturayı veya alıcının kesmiş olduğu müstahsil makbuzunu, KSK’ya göndererek bu bilgilendirme sağlanır. Pazaryeri satışları gibi perakende satışlar yedi gün içinde KSK ya bildirilir. KSK satış miktarlarını hasat miktarlarından düşerek stok kontrolü, takibi yapar. Böylece üreticinin hasat miktarından fazla satış yapmasının önüne geçilir.

Organik ürün ticareti Gümrük ve Ticaret Bakanlığınca çıkartılan “Pazar Yerleri Hakkında Yönetmelik” ve “Sebze ve Meyve Ticareti ve Toptancı Halleri Hakkında Yönetmelik” şartlarına göre yapılmak zorundadır. Organik ürünlerin hallere girmesi ve hal rüsumu vermesi zorunlu değildir. Ancak organik ürünlere yönelik toptan ticaretin hal kayıt sistemine işlenmesi yani bildirimi zorunludur. Bu bildirimi üreticiden malı toptan alan tüccarların yapması gerekmektedir. Çiftçilerin, üreticilerin organik ürün satışlarına dair hallere herhangi bir bildirim yapma zorunluluğu yoktur.

 

 

ÖNCE SAĞLIK:

Konvansiyonel tarım ürünlerinin gıdamız üzerinde bıraktığı kimyasal kalıntılar kanser, üreme bozuklukları, gen mutasyonu, sinir sistemi rahatsızlıkları, bağışıklık sistemi zararları gibi farklı birçok sağlık sorununa neden olmaktadır. Araştırmalar bu kimyasal kalıntılardan çocuklarımızın yetişkinlere oranla daha fazla etkilendiğini göstermektedir. Bu kalıntılar gebelik esnasında ve sonrasında anne sütü yolu ile bebeklere de geçebilmektedir.

*Ayrıca sulara ve doğaya karışan zirai ilaçlar balıklar ve diğer hayvansal ürünlere geçmekte, yemler aracılığı ile hayvancılık ürünlerine taşınmakta ve onların yağ dokularında birikme sureti ile katlanarak gene bize dönmektedir.

*Zamanla bu zirai ilaçlara karşı böcekler ve hastalık etmenleri dayanıklılık kazanmakta, bu da mücadelede zehirli bileşiklerin dozajını arttırma veya daha zararlı içerikli pestisitler kullanma gereğini doğurmaktadır. Bu sebeple günümüzde ağırlıklı olarak sistemik ilaçlar kullanılmaya başlanmıştır.

* Zirai ilaç kalıntıları yıkayarak, sirkeli suya koyarak veya kabuğunu soyarak geçmememektedir.

*Ayrıca zirai ilaçların akut – direkt olan etkileri yüzünden de ( zirai ilaç fabrikaları çalışanları, çiftçiler vs ) Dünya Sağlık Örgütüne göre her yıl 500 bin kişi tarım ilaçlarından zehirlenmekte ve bunlardan 5 bini bu nedenle yaşamını yitirmektedir.

* Zirai ilaçların bir çoğu insan sağlığı üzerindeki etkileri tam anlamıyla araştırılmadan tarım sektörünün kullanımına sunulmaktadır.

*Bütün bunlar en başta bitki zararlıları denen türleri avlayan faydalı böceklerin, kuşların ve tozlanma için gerekli arıların hızla yok olmasına sebep olarak doğanın kendi içinde yarattığı dengeleri bozmakta ve yaratılan tarımsal yöntem ve sistemler insanı, doğayı bir bütün olarak yaşamı sürdürülemez kısır bir döngü içine itmektedir.

* İşlenmiş ürünlere gelince de ekolojik ürünler açıkça sağlık avantajına sahiptir. Konvansiyonel işlenmiş gıdalar yapay katkı maddeleri içerir, bunlar açıkça bilindiği gibi sağlığa zararlıdır. Katkı maddelerinin yanı sıra uygulanan işlemler açısından konvansiyonel ürünlere göre son derece sağlıklıdır. Bunun en basit örneği organik tarımda üretilen zeytinyağında rafinerasyon işlemine izin verilmediği gibi asiditesini düşürmek amaçlı işlem ve katkı maddelerine de izin verilmez.

PEKİ NEDİR BU ZİRAİ İLAÇLAR, NİYE KULLANILIRLAR ?

Böcek öldürücüler, yabancı ot ilaçları, mantar öldürücüler başta olmak üzere örümcek öldürücüler, bazı petrokimyasal yağlar, nematod öldürücüler, kemirgen öldürücüler, salyangoz öldürücüler, bakteri öldürücüler ve diğer olarak gruplandırılabilmektedir.

Zirai ilaçların yanı sıra tozlama ve bitki gelişimi için kullanılan hormonlar, suni gübreler, depolamada kullanılan zehirler, gıda katkı maddeleri hep birlikte yaşamımızda yarattığımız diğer kirliliklerle birleşerek, birleşik etki tabir edilen biçimde insan sağlığını olumsuz etmektedir.

Neden mi kullanılır? Birim alandan daha yüksek verim almak, raf ömrünü uzatmak, erken hasat yapmak, görüntüsü/al benisini yükseltmek vs. Yani birim zamanda birkaç on yıl sürecinde daha çok kazanmak adına gelecek nesillere çölleşen topraklar, kirli ve yok alan su kaynakları bırakmak adına.

Tohum ve Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar

Ne yazık ki artık Anadolu da eski yerel tohumları bulmak samanlıkta iğne arama haline dönüştü. Görünürlük, biçim, raf ömrü, nakliyeye ve depolamaya dayanıklılık başta ticari kaygılar ile yapısı ile oynanan melez ( hibrit ) diye tabir edilen tohumlar bugün piyasada bulabileceğimiz tohumlar. Ancak konvansiyonel tarımda sıklıkla ilaçlı melez tohumlar kullanılmakta ve gen transferi yapılan ( GDO lu ) tohumlara izin verilmektedir. Oysa Ekolojik Tarım da ekolojik olarak sertifikalanmış tohumlara izin verilmekte, ekolojik sertifikalı tohum piyasada yoksa  müdahale edilmemiş yerel tohumlara, ilaçsız ve gen transferi yapılmamış melez tohumlara izin verilmektedir. Kontrol ve sertifika firmaları üreticinin kullandığı tohum, fide ve fidanları da denetlemekte, tohum alımına dair faturalarını kontrol etmekte, gerekli gördüğü taktirde tohumları analiz ettirmektedir.

GDO lu ürünlerin sağlığımız üzerindeki olumsuz etkileri bilimsel araştırmalarla kanıtlanmış bile olsa, ne yazık ki ticari kaygılar ve stratejik, jeopolitik hedefler doğrultusunda GDO lu ürünlerin dünya ticaretinde hızla yaygınlaşması desteklenmekte, tohum tekelleri yaratılmaya çalışılmaktadır. GDO lu ürünlerin sağlığımız dışında diğer önemli bir riski de tıpkı  akdenize yayılan katil yosunlar misali ekosisteme yayılarak doğada binlerce yıldan beri var olan tahıl ve diğer bitki türler ile tozlanma yolu ile yeni türler oluşturması,  yapısı laboratuar ortamında değiştirilmiş ve antibiyotikte taşıyan bu genlerin ekosistemi zarara uğratması, önceleri bilimkurgu filmlerinde izlediğimiz ve artık günümüzde yaşadığımız salgınlara sebep olma riski taşımalarıdır.

KONVONSİYONEL ÜRÜNE GÖRE BESİN DEĞERİ DAHA YÜKSEKTİR:

Karşılaştırma yapılırken en önemli faktör aynı türün aynı şartlarda, ortamda yetiştirilmesi ve aynı zamanda hasat edilmesi ve analize sunulmasıdır. Bu koşullarda yapılan araştırmalar göstermektedir ki organik ürünler fosfor, demir, çinko gibi mineraller, besin lifleri, antioksidanlar, vitaminlar açısından konvansiyonel ürünlere göre daha besleyicidir. Ve daha az nitrat içerir.

 

KISACA %100 EKOLOJİK PAZAR PROJESİ:

Türkiye’de ekolojik ürün üretim ve tüketimini sağlıklı işleyen, adil, sürdürülebilir ve güvenilir bir alış – veriş modeli aracılığı ile yaygınlaştırmak için kurulan %100 Ekolojik Pazarlar,  toplumun sosyal ve kültürel buluşma noktası olan halk pazarlarının yeni bir anlayış ile dönüştürülerek kentlilere tekrar kazandırılması amacına uygun bir şekilde tasarlanmıştır.

Amaçlar:

  • Ekolojik sertifikalı ürünlerin üreticiden her kesimden tüketiciye en kısa, ucuz yoldan ve uygun koşullarda, güvenli bir sistem dahilinde ulaşmasına olanak sağlamak.
  • Ekolojik ürün bilgisinin yaygınlaştırılması, tüketici eğitimi ve talep oluşturulması
  • Denetimli, güvenilir, belgeli, sağlıklı ürünler sunarak halk sağlığına katkıda bulunmak
  • Ekolojik tarıma geçen çiftçilere pazar desteği sağlarken yeni üreticilerin/yatırımcının teşvik edilmesi yolu ile sektörün gelişimine katkıda bulunmak
  • Kültürümüzün parçası, sosyal ve ekonomik takas modeli olan halk pazarlarının geliştirilmesi
  • Su ve toprak kalitesi ile biyolojik çeşitliliğin korunmasını desteklemek
  • Kırsalda ekolojik, sürdürülebilir yaşam modellerini, kırsalda refah ve istihdamı desteklemek. Özellikle ekolojik tarımdan gelire en çok ihtiyaç duyan, kırsal kökenli, marketlere veya ihracata yönelik çeşit, kalite ve süreklilik sağlayamayacak, küçük ve orta ölçekli üretici/çiftçiyi desteklemek.

Buğday Ekolojik Yaşamı Destekleme Derneği için ekolojik pazarlar ekolojik yaşam/doğayla barışık yaşam felsefesini ve kültürünü paylaşma ve yaygınlaştırma alanlarıdır. Türkiye’de poşet kullanımının kaldırıldığı ilk Pazar olma özelliğine de sahip olan Şişli %100 Ekolojik Pazar önderliğinde, tüm %100 Ekolojik Pazarlar açıldığı ilk günlerden itibaren konu ile ilgili söyleşiler, etkinlikler, atölyeler ve film gösterilerine sahne olmuştur. Çeşitli kutlamalar ve konserlere ev sahipliği yapmıştır. Bu çabanın küçükte olsa bir karşılığı olarak Şişli %100 Ekolojik Pazarı İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti etkinliklerinin bir parçası olmuştur. Gene her %100 Ekolojik Pazar projesinde gel oyna atölye grubu ile birlikte çalışılmakta, çocuklara ve ailelerine yönelik etkinlikler düzenlenmekte, çocukların ahşap su bazlı boyalı, yerli malı oyuncaklar edinmesi sağlanmaktadır.

Gene tüm %100 ekolojik pazarlarda girdilerin pazardan alınması kaydı ile gözleme, kek, börek tarzı organik girdilerle hazırlanan yemeklerin halkımıza sunulması sağlanmıştır. KARTAL %100 Ekolojik Pazarımız etkinlik çadırımız, inşa olmakta olan bir ekolojik kafemiz ve müzik yayınımız ile sosyal kültürel anlamda diğer pazarlarımıza öncülük etmektedir.

 

 

 

Leave a Reply

*

Panorama Theme by Themocracy