Her parlak elma parafini mi işaret ediyor?

By , 06/05/2016 06:43
Her parlak elma parafini mi işaret ediyor? Elma ve diğer bazı meyvelerin kabuk yüzeyinden bıçak ve benzeri aletlerle sıyırarak elde ettiğimiz kısım her zaman parafin midir?

Eğirdir Meyvecilik Araştırma Enstitüsü’nden aldığımız bilgilere göre; meyvelerin en dış katmanında yer alan hücrelerin yüzeyi su ve hava geçirgenliği düşük bir yağsı madde ile kaplı durumdadır. Bu madde hücreler tarafından salgılanarak hücrelerin dış hava ile olan temasını engellemektedir. Bu dış katmana ‘’kutikula’’ adı verilmektedir. Kutikula tabakası kütin ve epikutikular mum olmak üzere ikibileşenden oluşmaktadır. Elmalarda bu kabuk üstü yapının kalınlığı yaklaşık 3 mikron kalınlığındadır. Fakat bu tabakanın yapısı ve kalınlığı çeşide, yetiştiği çevre ve iklim koşullarına göre değişebilmektedir.

Elmalarda kabukta bulunan bu doğal mum tabakası özellikle hasattan sonra uzun depolama süresince de artmaya devam eder. Özellikle yağlanma, yaşlanma ile ilişkili bir fizyolojik bozukluktur. Meyvelerin geç hasat edilmiş olması, uzun süre depolamayapılması ve depolama sırasında ortam koşullarının optimum ayarlanmadığı durumlarda daha belirgin bir şekilde ortaya çıkmaktadır. Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi’nden Doç. Dr. Fatih Şen’in de belirttiği üzere; meyve tarafından sentezlenen epikütikular mum (vaks), yüzeyden olan su kaybını sınırlayıcı bir tabakadır. Meyve tarafından sentezlenen bu mumların kalınlığı, bileşimi ve fiziksel özellikleri, meyvelerin hasat edildikten sonra daha uzun süre dayanmasını sağlar. Bu mum tabakasının bulunduğu kutikula özellikle meyvelerde kalındır. Örneğin elma, armut, erik, kiraz, üzüm, portakal. Tür, çeşit, ekoloji ve bakım işlemleri elma yüzeyindeki mum oluşumunu etkiler.

Görüldüğü üzere elma ve benzeri meyvelerde, nem ve benzeri özelliklerin kaybını azaltmak için kendi bünyelerinde doğal bir mum tabakası bulunmaktadır.

Doç. Dr. Fatih Şen’in basında çıkan bilimsel bir altyapıya dayanmayan haberlerden sonra bir market zincirinin talebi üzerine market tarafından verilen elmalar üzerine hazırladığı raporda; “Elma meyvelerinin kabuk yüzeyinden bıçak ve benzeri aletlerle sıyrılarak elde ettiğimiz kısım, meyve tarafından sentezlenen mumdur.” denilmektedir. Eğirdir Meyvecilik Araştırma Enstitüsü’nden yazılı olarak aldığımız raporda “Fiziksel olarak meyvenin dış kabuğunun kazınması ile çıkan beyazımsı mum tabakası hem mumlama yapılmamış hem de mumlama yapılmış elmalarda görülmektedir. Bu nedenle mumlama yapılmış meyvenin tespiti ancak laboratuvar koşullarında belirlenebilecektir.” denilmektedir.

Pamuk Prensesi öldüren parlak elma’nın içindeki zehir değil mi?

Gıda! Sanki bir kitle imha silahı.

Dünya Sağlık Örgütü’nün (WHO) uzmanlaşmış kanser kuruluşu olan Uluslararası Kanser Araştırmaları Kurumu (International Agency for Research on Cancer- IARC) GDO’lu ürünlerin %80’inde kullanılan ot ilacı (herbisit) etken maddesi olan (Glyphosate) Glifosat’ın insanlarda muhtemelen kanser yaptığını açıkladı. (1) “Muhtemelen” çünkü deneyler elbette insan değil fareler üstünde yapıldı.

AB, bağcılıkta salkım güvesi başta olmak üzere, çeşitli zararlılara karşı kullanılan chlorpyrifos etken maddesinin sofralık üzümde dolayısı ile kuru üzümde de maksimum kalıntı limitini 0.5 ppm’den 0.01 ppm’e düşürme kararı aldı. (2) Peki neden yıllardır bu zehir için verilen kabul edilebilir doz birden bire 50 kat aşağıya çekildi? Yapılan deneyler sonucu, “Farelerde kolinesteraz enzimini engelleyerek kırmızı kan hücrelerini, sinir sistemini olumsuz biçimde etkilediği” tespit edildiği için…

Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı, 2011’den 2014 yılı sonuna kadar tam 177 etken maddenin kullanımını yasakladı.(3) Sayının bu derece yüksek olması AB’ye uyum süreci ile ilgili. Tabii bu durumda ‘‘ya AB’ye uyum süreci devrede olmasaydı?’’sorusu geliyor insanın aklına.

Elbette sentetik mumlama ile elde edilen parlaklık aynı zamanda işin cazibesi, tüketiciye yönelik bir algı yönetimi, işin albenisi. Oysa o parlaklığın altında onlarca zehir var. Belki bugün bu zehirlerin, çeşitli bilimsel araştırmalara dayanarak, hükümetlerce kabul gören belirli limitler içinde tutulduğu için sağlığımıza zararlı olmadığı kabul ediliyor ama bunların çeşitli böcekleri, otları vs zehirleyip öldürdüğünü ve gene bilimsel araştırmalara dayanarak her geçen gün yeni bir etki, yasaklanan yeni bir etken madde veya zirai ilaç, indirilen kalıntı limitleri ile karşı karşıya olduğumuzu da unutmamak gerekiyor. Birçok araştırmaya göre elma, zirai ilaçlar açısından en tehlikeli ürünlerden bir tanesi. ABD Tarım Bakanlığı 2014 araştırma verilerine göre, alınan 177 elma numunesinden sadece %4.50 sinde herhangi bir zirai ilaca rastlanmamış. Elmaların %74!’ ünde 3 veya daha fazla zirai ilaca, %29.50 ‘sinde ise 5 veya daha fazla zirai ilaca rastlamış. (4)

Ama sentetik katkı maddeleri, hormonlar ama zirai ilaçlar, sentetik gübreler…Bütün bunlardan kaçınmanın tek yolu sıfır zirai ilaç, hormon zorunluluğu olan, fenni gübrelerin yasak olduğu ekolojik gıda tüketiminden geçiyor.

Editörün notu:

Öte yandan içinde sentetik parafinin de olduğu değişik mumlar, Amerika Bileşik Devletleri, İspanya gibi ülkemizde de özellikle turunçgil meyvelerine uygulanmaktadır. Meyvelerinde mum uygulamasının yapılması için özel ürün işleme hatlarına ihtiyaç vardır. Meyvelere mum uygulanabilmesi için meyvenin önce su ve fırçalarla yıkanıp toz vb. kirlerin uzaklaştırılması gerekmektedir. Yıkama sonrası mumların meyveye yapışması için yıkanan meyvelerin özel fırın düzeneklerinde kurutulması gerekmektedir. Mum uygulaması, meyveler dönerken püskürtme şeklinde uygulanır, bu sırada meyveler fırçalanarak mumun meyvenin tüm yüzeyine uygulanması sağlanır. Mumlama sonrası tekrar meyveler kurutularak, boylanır ve paketlenir.

Doç. Dr. Fatih Şen’in hazırladığı rapor bize %100 garanti vermemekle birlikte bazı ipuçları da sunmaktadır. Örneğin tesislerde sentetik olarak mumlanan meyvelerde elmaların sap çukuru dahil hiçbir kirin bulunmaması gerekmektedir. Mum uygulanan meyvelerin tümünün ve meyvelerin tüm kısımlarının aynı parlaklıkta olması gerekmektedir. Mumlanan meyvelerde, mumlama sonrası boylama işlemi yapıldığından meyve iriliklerinin birbirine yakın olması gerekmektedir. Ancak Eğirdir Meyvecilik Araştırma Enstitüsü’nce de belirtildiği üzere, elma ve benzer meyvelerin üzerindeki mumun doğal mı sentetik mi olduğundan yüzde yüz emin olmanın yolusadece laboratuvar koşullarında yapılacak kimyasal analizlerdir.

Kaynaklar:

(1) http://www.thelancet.com/journals/lanonc/article/PIIS1470-2045%2815%2970134-8/fulltext

(2) http://www.efsa.europa.eu/en/efsajournal/pub/3640

(3) http://www.tarim.gov.tr/Konu/934/Yasaklanan-Bitki-Koruma-Urunleri-Aktif-Madde-Listesi 

(4) https://www.ams.usda.gov/sites/default/files/media/2014%20PDP%20Annual%20Summary.pdf

Buğday Derneği %100 Ekolojik Pazar’da ürün satan aracı esnafın stok takibi ve depo denetimlerini sürdürüyor.

By , 06/05/2016 06:38

Buğday Derneği %100 Ekolojik Pazar’da ürün satan aracı esnafın stok takibi ve depo denetimlerini sürdürüyor.
Düzenli olarak yapılan ürün, çeşit, miktar, mali belge, sertifika, etiket denetimleri ve zirai ilaç kalıntı analizleri yanında %100 Ekolojik Pazarlara katılan aracı esnafın stok ve depo denetimlerine de belirli aralıklar ile devam ediyoruz.

20160406_125931
Web tabanlı %100 Ekolojik Pazar veri kayıt ve takip sistemine tüm pazarlarda her esnafın hangi üreticiden hangi tarihte ne miktarda ürün aldığı ve her hafta yapılan satışlar kaydediliyor. Sistem seçilen tarih aralığında istenen esnaf-üretici-ürüne dair stok miktarını, gelen miktardan satış miktarlarını otomatik olarak düşerek veriyor. Yapılan depo denetimlerinde kayıtlarımızdaki stok miktarı ile depodaki miktarlar karşılaştırılıyor. Depolardaki olası olumsuz koşullara müdahale ediliyor ve şüpheli durumlarda depodan da numune alınarak zirai ilaç kalıntı analizine gönderiliyor.
Görseller, ziraat mühendisimiz Sakine Önalan’ın geçen hafta yaptığı Ümit Kaleli stok- depo denetimlerinde kendi makinesi ile çektiği fotoğraflardır.

 

Tarım ve Gıda Etiği Sorun Analizi Atölyesi

By , 06/05/2016 06:28
Türkiye Felsefe Kurumu Derneği, Avrupa Tarım ve Gıda Etiği Derneği, Wageningen Üniversitesi Felsefe Çalışma Grubu, Gıda Etiği Konseyi gibi iştirakçileri bulunan ve Türkiye Biyoetik Derneği tarafından yürütülen TARGET (Tarım ve Gıda Etiği) projesinin ‘’Tarım ve Gıda Etiği Sorun Analizi Atölye Çalışması’’nda Buğday Derneği de katılımcılar arasındaydı.

Tarım ve gıda sistemi paydaşlarının mevcut değer algılarının ortaya konulması amacıyla gerçekleşen atölyede ekolojik döngüyü bozmadan, sürdürülebilir, doğaya saygılı bir etik anlayışla ortak bir dil geliştirilmeye çalışıldı.

Tarım ve gıda sisteminin ilk aşamasındaki üreticilerden başlayarak tüketicilere kadar uzanan zincirin çeşitli halkalarında yer alan kamu kurumları, meslek örgütleri, sivil toplum kuruluşları,  işçi ve işveren kuruluşları temsilcilerinin ve bilim insanlarının katıldığı atölyede; günümüzde tehdit altında bulunan temel etik değerler üzerinde duruldu.

Her ne kadar projeyi Türkiye Biyoetik Derneği yürütüyor olsa da bu proje ile birlikte tarım ve gıda sektöründe önemli bir boşluk, Tarım ve Gıda Etiği Derneği’nin kuruluşu ile doldurulmuş olacak. Yeni kurulan bu derneğin amacı; tarım ve gıda sisteminin kapsadığı tüm faaliyetlerde ortaya çıkan etik konular ve sorunlar hakkında tüm toplum ve kesimlerde etikle ilgili farkındalık ve duyarlılığın gelişmesine katkıda bulunmak. Sürdürülebilirlik, adalet, güven, özerklik ve bilgilenme hakkı ile hesap verebilirlik gibi temel etik değerlerin Türkiye’de yeni bir tartışma konusu açacağını ve TARGET Projesi kapsamındaki bu görüş ve deneyimlerin tarım ve gıda sistemine olumlu katkılarının olacağını umuyoruz.

Yasaklanan veya limitleri indirilen zirai zehirlere her gün bir tanesi daha ekleniyor.

By , 06/05/2016 06:26
AB, bağcılıkta salkım güvesi başta olmak üzere, çeşitli zararlılara karşı kullanılan  etken maddesinin sofralık üzümde dolayısı ile kuru üzümde de maksimum kalıntı limitini 0.5 ppm’den 0.01 ppm’e düşürme kararı aldı (1). Peki neden yıllardır bu zehir için verilen kabul edilebilir doz birden bire 50 kat aşağıya çekildi? Yapılan deneyler sonucu, “Farelerde kolinesteraz enzimini engelleyerek kırmızı kan hücrelerini, sinir sistemini olumsuz biçimde etkilediği” tespit edildiği için. “Chlorpyrifos” üzerine yapılan araştırmalar arasında söz konusu maddenin, anne karnındaki bebeğe dahi ulaştığı ve beynini olumsuz etkilediğini tespit edenler var (2). Her geçen gün bilimsel araştırmaların gösterdiği yeni bir etki, yasaklanan yeni bir etken madde veya zirai ilaç, indirilen kalıntı limitleri gösteriyor ki; ekoloji, sağlık, adil ticaret gibi ilkeler dikkate alındığında tek gerçekçi ve sürdürülebilir tarım yöntemi: ekolojik ilkelere dayalı organik tarım.

Türkiye kuru üzüm üretim ve ihracatında dünya lideri. Ülkemiz yıllık ortalama 280 bin ton çekirdeksiz kuru üzüm üretiyor ve bunun 240 bin tonunu ihraç ederek yaklaşık 500 milyon dolar döviz elde ediyor. Bu ihracatın %85 ten fazlası ise AB üyesi ülkelere yapılıyor. Ege Kuru Meyve ve Mamulleri İhracatçıları Birliğine göre; yapılan analizlerde “chlorpyrifos-ethyl” adlı etken madde 0,01 ppm’in üzerinde. Önlemler alınmaz ise bu durum ülkemizin yıllık 500 milyon dolarlık kuru üzüm ihracatının tamamen durması anlamına geliyor.

AB, sofralık ve kuru üzüm ithalatı için aldığı yeni karar ile maksimum kalıntı limitini tam 50 kat düşürdü. Getirilen limit 0.01 ppm, zaten akredite laboratuarlarca birçok etken madde için ölçülebilir en alt limit. Yani AB’ nin bu kararı, kalıntı açısından bakınca, kuru üzüm için, sıfır kalıntı zorunluluğunun olduğu organik üretime işaret ediyor.

Peki nedir bu Maksimum Kalıntı Limiti?

İyi tarım uygulamaları ve ADI değerleri temel alınarak belirlenen en yüksek pestisit kalıntı limiti. (3)

Peki nedir bu ADI değerleri?

Kabul edilebilir günlük alım miktarı (ADI-Acceptable Daily Intake): Toplumdaki çocuk veya doğmamış bebekler gibi hassas grupları da dikkate alarak, değerlendirme sırasındaki mevcut bilgiler ışığında tüketiciye fark edilebilir herhangi bir sağlık riski teşkil etmeyen, bir bireyin vücut ağırlığı esas alınarak tüm yaşamı boyunca gıdalarla günlük olarak alabileceği madde miktarı.(3) Yani doğmamış bebekler dahil herhangi bir sağlık riski teşkil etmeyeceğivarsayılan dozlar, yıllarca kullanıldıktan sonra düşürüldüğü gibi, birçok etken madde de yasaklanıyor.

Çözüm Yasaklamak mı?

Her geçen gün dünyada bazı zirai ilaçlar ya yasaklanıyor ya da kalıntı limitleri düşürülüyor. Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı, AB uyum sürecine paralel olarak 2011’den 2014 yılı sonuna kadar tam 177 etken maddenin kullanımını yasakladı.  İşte bu noktada sormak gerekiyor; AB, EPA (Amerika Çevre Koruma Ajansı), Dünya Sağlık Örgütü, Bakanlıklar gibi yapıların görevi, yıllarca kullanımdan sonra yapılan araştırmalar ile bu ilaçların kullanımına sınırlama getirmek veya yasaklamak mı, yoksa ilk kullanıcı tarım işçileri başta olmak üzere toplum sağlığını düşünerek, kullanıma sunulmadan önce gerekli araştırmaların, deneylerin yapılmasını sağlamak mı olmalı? AB uyum süreci söz konusu olmasa idi, bu 177 etken maddenin bir kısmını bugün hala kullanıyor olur muyduk ise, sorgulanması gereken başka bir konu.

Dünya Sağlık Örgütü’ne göre, her yıl 3 milyon kişi zirai ilaç zehirlenmesine maruz kalıyor. Her yıl en az 20 bin tarım işçisi zirai ilaç uygulamaları nedeniyle ölüyor.(4) Bu zirai ilaçların diğer faktörlerle birleşerek tüketicilerde zaman içinde yarattığı hastalıklar ve ölüm vakalarının ise sayısal bir değer olarak tespit edilmesi mümkün değil. Kullanılan kimyasalların gıdada bıraktığı kalıntılar vücudumuza alınarak birikiyor. Biriken kimyasallar; kanser, üreme bozuklukları, hormon dengelerinde bozukluklar, bağışıklık sistemi sorunları, sinir sistemi rahatsızlıkları (beyin gelişiminde zarar, depresyon, konsantrasyon bozukluğu vs.), alerjiler, astım gibi birçok sağlık sorununa sebep olabiliyor.

 

Peki chlorpyrifos” etken maddesi içeren ilaçlara karşı, ekolojik bütünlüğe karşı sorumlu ve uyumlu, sağlığa zarar vermeyen “zehirsiz”, doğal yöntemler yok mu?

Ziraat Mühendisleri Odası Yönetim Kurulu Üyesi, Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi Bitki Koruma Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Cem Özkan’ın verdiği bilgilere göre; kuru üzümde yaşanan bu soruna sürdürülebilir çözüm, biyolojik mücadele ve biyoteknik mücadele ağırlıklı entegre mücadele uygulamaları. T.C. Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’nın yoğunlukla Akdeniz Bölgesi’nde sera alanlarında ve Turunçgil üretiminde biyolojik mücadele ve biyoteknik mücadele ağırlıklı yapmış olduğu teşvikler kısa sürede sonuç vermiştir. Son yıllarda üniversiteler, T.C. Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı, T.C. Bilim Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı ve yerel firmaların çabalarıyla ülkemizde “Biyolojik Mücadele” ve “Biyoteknik Mücadele” konusunda önemli gelişmeler sağlanmıştır.

Bağ Salkım Güvesi adı zararlı böceğin biyolojik mücadelesinde kullanılmak üzere TAGEM’e bağlı kurumlarda, farklı Üniversitelerde ve Ankara Üniversitesi Teknokent firmalarında birçok doğal düşman böcek üretimi yapılmaktadır. Bu ‘doğal’ düşman böceklerin başında, yumurta parazitoitleri Trichogrammma türleri, Bracon hebetor ve Venturia canescens adlı arıcıklar yer almaktadır.

                                                                                                     

İşte, organik tarımda yaygın olarak tercih edilen diğer bazı biyolojik ve biyoteknik yöntem ve insektisitler:

1-Şaşırtma tekniği; İsonet – L ticari adı ile satılan dişi salkım güvesi kelebeği feromonu emdirilmiş teller 1000 metre kare yani 1 dekar alana 60 adet olacak şekilde bağ dallarına bağlanır. Bu sayede erkek kelebekler dişiyi kokusundan bulamaz ve çiftleşemezler. Bu sayede çoğalması engellenir.

2- Bacillus Thuringiensis  bakterisi içeren preparatlar. Piyasada Agree, delfin gibi ticari isimler ile satılmakta olup, içeriğinde doğada zaten olan ama kimyasal ilaçlar yüzünden yoğunluğu azalan bir bakteri. Bu bakteri, Salkım güvesi tırtılını hastalandırıyor.

3- Toprak kökenli doğal bir bakteriden doğal yollarla elde edilen Spinosad etkili maddeli insektisidler. Bunlar da salkım güvesi tırtıllarını direkt öldürüyor.

 

Sorumlu yaklaşım

“IFOAM’un (Uluslararası Organik Tarım Hareketleri Federasyonu) ekolojik tarım için koyduğu ilkelerden “özen ilkesi”ne göre; “Ekolojik tarım, gerek mevcut gerekse gelecek kuşakların ve çevrelerinin sağlığı ile esenliğini korumak üzere, sorumlu, önlemini baştan alan bir yaklaşımla yönetilmelidir.” Ege Bölgesi’nde üzüm üreticilerinin de bu ekolojik mücadele yöntemleri konusunda desteklenmesi durumunda yaşanan ekolojik ve ekonomik kriz atlatılabilir. Çocuklarımızın, geleceğimizin ve gezegenimiz sağlığı için bir an önce sürdürülebilir, ekolojik ilkelere dayalı organik tarımın teşvik edilmesi, desteklenmesi ve yaygınlaştırılması elzem görünüyor. Çünkü bu dünya, hepimizin…

 

Kaynaklar:

1- http://www.efsa.europa.eu/en/efsajournal/pub/3640

2- http://www.panap.net/sites/default/files/pesticides-factsheet-hhps-chlorpyrifos.pdf

   http://www.medimagazin.com.tr/veteriner-hekim/genel/tr-tarim-ilaci-cok-dusuk-miktarda-dahi-anne-karnindaki-bebegin-beynini-olumsuz-etkiliyor-5-40-43058.html

  http://www.journalagent.com/turkhijyen/pdfs/THDBD_70_1_7_14.pdf

3- TÜRK GIDA KODEKSİ PESTİSİTLERİN MAKSİMUM KALINTI LİMİTLERİ YÖNETMELİĞİ

4-  http://web.worldbank.org/archive/website01004/WEB/0__CO-35.HTM

Cumhuriyet Gazetesi, Etkin Sağlık Dergisi ve Bianet’teydik.

By , 06/05/2016 06:16

http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/turkiye/498268/Care_organik_tarim.html

http://etkinsaglikdergisi.com/dergi/sayi13/index.html#30/z

http://m.bianet.org/biamag/diger/173037-organik-tarim-bir-alternatif-degil-ekoloji-meselesi

Türkiye’nin ilk ve en büyük organik pazarı olan Feriköy Pazarı 10. yaşına girdi.

Sabah saatlerinden itibaren oldukça kalabalık olan pazarda, herkesin elinde kese kağıtları, bez çantaları, alışveriş çantaları, fileler var.

Çünkü pazarda plastik torba kullanmak yasak.

Neredeyse her şeyin organiğini bulmak mümkün.  Sebze, meyve, yumurta, peynir, tavuk, temizlik malzemesi, kozmetik vb…

Diğer semt pazarlarından farkı sadece ürünlerin organik olması değil, aynı zamanda “Bunlar organik, organik” diye bağıran satıcıların olmaması. İsterseniz ürünleri tatma imkanınız da var. Ama yumuşak sebzeleri çok mıncıklamasanız iyi olur, zira öğlene kadar o ürünler çürümeye başlıyor.

Karnınızı acıkırsa pazarın girişinde sıcak sıcak gözleme de yiyebilirsiniz. Organik ürünlere dair kafanıza takılan sorular varsa Buğday Derneği’nin tezgahına uğrayıp her şeyi sorabilirsiniz.

Buğday Derneği’nin 2006’da başlattığı % 100 Ekolojik Pazarlar projesi, ekolojik tarım ve ürünlerin Türkiye’de tanınması ve iç pazarda talep oluşmasında öncü oldu.

İlk bir yıl 3-5 ton civarında olan haftalık taze sebze-meyve satışları 14 tona ulaştı.

16 organik pazar var

Buğday Derneği proje ortaklığında %100 Ekolojik Standartlarına göre denetlenen ve yürütülen %100 Ekolojik Pazarlar; İstanbul Şişli, Kartal, Beylikdüzü, Küçükçekmece, Bakırköy, Kayseri Talas ve Kayseri Kocasinan’da.

Bunlar haricindeki organik pazarlar İzmir Balçova ve Bostanlı, Ankara Ayrancı ve Çayyolu, Eskişehir Tepebaşı, Bursa Nilüfer ve İstanbul Maltepe, Kadıköy, Zeytinburnu’nda.

Bugün üçü sezonluk toplam 16 organik pazar var. TUİK 2014 verilerine göre, Türkiye’de organik tarım yapılan alanların toplam tarım alanlarına oranı yüzde 2.

Buğday Ekolojik Yaşamı Destekleme Derneği Eş Genel Müdürü Batur Şehirlioğlu ile pazarın kuruluşundan bugüne organik tarımdaki gelişimi konuştuk.

10 yıl geriye dönersek, bu fikir nasıl bir ihtiyaçtan doğdu?

Ekolojik yaşamın en temel şeyi gıda. 1980’lerde Türkiye’ye organik ürünler yurtdışına ithal ediliyordu. Ama o dönem mevzuat yoktu. 2000’lere geldiğimizde organik tarım yapan işte Afyon’da, Çıralı’da tek tük çiftçiler vardı. Yine bu ürünler birkaç butik dükkanda satılıyordu.

Dedik ki ekolojik gıda Türkiye’de de yaygınlaşmalı. Önce talebi yaratmalıyız. Sivil toplum örgütü ve belediye işbirliğinde bir halk pazarı açma fikri doğdu. Bunu yapmazsak o idealist çiftçiler de vazgeçecekti. Önce Victor (Ananias), organikte hal kanunundan muafiyet sağladı. Sonra Şişli Belediyesi ile anlaştık.

Pazarı 2006 Haziranı’nda açtığımızda küçücüktü. İlk 2 hafta akın akın insanlar geldi. Ama sonra iki sene boyunca pazar kan ağladı. Yaz aylarında 30 kişi falan geliyordu. Sonra yavaş yavaş medyanın da desteğiyle, etkinlikler vb. zincirleme bir şey oldu.

İlk olarak burası hal görevi gördü. Yani organik ürün satan dükkanlar, e-ticaret yapanlar, üreticiye burada ulaştı. Böylece organik pazarın yaratığı zincirleme reaksiyon katlanarak bu pazarın büyümesini sağladı. O kadar popüler oldu ki, sokakta pilav-nohut satanlar bile organik yazmaya başladı. Böyle bir kavram kaosu başladı. Ama sonuçta şunu başardık popülarite.

“Hormonsuz abla” diyen konvansiyonel pazarcılar, şimdi müşteriyi ikna etmek için “organik abla” demeye başladılar. Bunu sağladık. Ama yeterli değil, bunun içini doldurmamız lazım.

Rakamlarla Türkiye’de organik tarım

IFOAM ve FIBL’in raporuna göre; 2012 yılında dünyada organik tarım yapılan alan 37,5 milyon hektar.

Türkiye’de toplam tarım alanı 23.939.000 hektar, organik tarım alanı ise (doğadan toplama hariç) 490.000 hektar.

Türkiye’deki üretim miktarlarına baktığımızda organiğe geçiş süreci ürünleri dahil, 2002’de 310.000 ton olan toplam üretim, 2014’te 1.642.000 tona çıkmış yani % 430′ luk bir artış söz konusu.

Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı verilerine göre; 2002’de çiftçi sayısı 12.428 iken bugün 70.000′ i aşmış durumda. 2014 ihracat verileri 79 milyon dolara ulaştı. Ürün çeşitliliği de 2013 verilerine göre 213’e yükseldi. IFOAM ve FIBL’in 2014 raporuna göre; Türkiye organik tarım arazisi artışı gösteren 81 ülke arasında da 4. sırada.

Evet. Artık her yerde “organik ürün” deniyor. Peki nedir organik?

Organik tarım, toprak, tohum ve emekten oluşur. Geleneksel tohum, organik sertifikalı tohum, bunlar yoksa standart/ hibrit tohum kullanılabilir. GDO’lu tohum kesinlikle yasak. Fidelerin de organik sertifikalı olmalı lazım.

Organiğin en önemeli şeyi toprak. Toprağın biyodinamik yapısını, mikroorganizmasını, solucanını vb. canlı tutmak gerekiyor. Onun verimini, döngüsünü yaşatmak lazım. Toprak çok kıymetli, ona saygı duymamız gerek. Organik tarımda fenni (kimyasal) gübre yasak. Bu toprağı yozlaştırıyor, çoraklaştırıyor, verimini öldürüyor. Endüstriyel hayvan gübresi almıyoruz. Organik sertifikalı gübre alabilir, ya da kendiniz kompost yapabilirsiniz.

Zirai ilaçlar ise organik tarımın üçüncü kısmı. Ot, mantar ve böcek adı altında binlerce ilaç var. Bunların hepsi yasak. Bunun yerine biyolojik mücadele yöntemi kullanılıyor. Bakteri veriyorsunuz. Bitkisel kökenli, insan, çevre ve su kaynaklarına zarar vermeyen pahalı ilaçlar var. Bir de fiziksel mücadele yöntemleri var. Bitkileri sık ekmemek, doğru su miktarı,  birbirine kardeş bitkileri ekmek (örneğin fasulye ve mısır) gibi…

Bunun yanında nakliye ve depolama var. Deponun temizliğinde her kimyasal kullanılamıyor. Ürünün işlenmesinde her katkı maddesine izin verilmiyor. İyonize radyasyon yasak. Soğuk şoklama yapılarak içindeki lavra, yumurta öldürülüyor. Mesela kükürt en temel örnek. Kayısılar sapsarı/ turuncu ya, işte o kükürt. O yüzden organik sarı renkte gün kurusu bulamazsınız, hepsi kahverengi.

Peki üreticinin mevzuatta yer alan tüm bu kurallara uyup uymadığı nasıl denetleniyor?

Tüm dünyada bu işi devletler değil, özel şirketler yapıyor. Sertifikasyon kuruluşları var. Araziye gidip tohumundan, hasat miktarına kadar denetimi yapıyor. Hangi tapuda, kaç metrekarede, ne kadar maydanoz ekilmiş onda kaydı var.

Organiğin en temel denetimi izlenebilirlik ve kayıt altına alma. Aynı zamanda tarım il/ ilçe müdürlükleri de istedikleri zaman denetim yapabiliyor. Bazen şirketlere nasıl güveneceğiz sorusu geliyor? Bu şirketlerin hiçbiri Türkiye’deki 3-5 üretici için isminin kirlenmesini istemez. Çünkü ihracat yapıyorlar ve ceza alırlarsa bu direk AB’ye intikal eder.

Bana şu çok komik geliyor. Doktorlar hastanın içinde yeri geliyor makas unutuyor, nükleer santral kurulmak isteniyor. Bunların hepsine güveniyoruz ama çiftçiye güvenmiyoruz. Tabii ki hiçbir sistem mükemmel değildir.

Küçükçekmece Pazarı

Tüketici nelere dikkat etmeli?

Organik ürünlerin doğal ürünlerden farkı şu: Doğal ürün olarak adlandırılan gıdaların resmi veya genel bir tanımı, kriteri, standardı ve yönetmeliği yok. Bu nedenle suistimale açık. Herhangi bir denetime ve belgeye tabi olmayan doğal ürünlerin gerçek olup olmadığı tamamen kişisel bilgi, deneyim ve güvene dayalı.

Eğer üreticinizi tanıyor, güveniyor; aldığınız ürünün nasıl yetiştirildiğini biliyor  iseniz tabii ki ondan alışveriş yapın. Türkiye’de sayısı giderek artangıda toplulukları da bu amaca hizmet ediyor.

Ancak üreticinizi/çiftçinizi tanımıyorsanız en güvenilir ürün organik sertifikalı gıda.  Bu ürünler Organik Tarım Kanunu ve Organik Tarımın Esasları ve Uygulanmasına İlişkin Yönetmeliğe uygun olarak organik tarım esaslarına göre yetiştiriliyor, ambalajlanıyor ve etiketleniyor. Yapmanız gereken, etiket üstünde Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’nın organik tarım ürünleri için hazırladığı logoyu ve sertifika numarasını kontrol etmek.

Peki açık satılan taze sebze ve meyvenin organik olduğunu nasıl anlayacağız?

Yapmamız gereken, satışı yapan kişi/firmaya ürünün organik ürün sertifikasını sormak, bu sertifikanın geçerlilik süresini ve ilgili ürün çeşidini kapsayıp kapsamadığını kontrol etmek. Ürünün sertifikada adı geçen üreticiye ait olup olmadığını anlamak için ise ilgili üreticiden alımına dair fatura veya diğer mali belgeleri sormak.

Bu detayda “Ben manavı, pazarcıyı vs sorgulayamam” diyenler için ise tek yol kalıyor; sadece organik sertifikalı ürün satan ve Türkiye’de sayısı 16 olan organik pazarları, sadece organik ürün satan dükkân ve e-ticaret sitelerini tercih etmek.

Siz dernek olarak ne yapıyorsunuz pazarda?

Sabah beşte gelip, pazara giren çıkan stokları web tabanlı takip sistemimize işliyoruz. Sertifikalarla ürünleri eşleştiriyoruz. Sertifikasında salatalık yoksa onu satamaz.

Rutin olarak ve onun yanında şüphelendiğimizde numune alıp kalıntı tespiti yapıyoruz. Dedikoduları dinliyoruz, sektör küçük, oto kontrol yüksek. Pazardakilerin çoğu üretici ama çok uzaktan gelemeyenler için aracılar da var. Onların depolarını da denetliyoruz.

Beylikdüzü Pazarı

Belediye ne yapıyor?

Belediyenin üstümüzdeki iş yükünü azaltması gerekiyor. Biz en nihayetinde bir sivil topum örgütüyüz. Sadece pazarı açmakla olmuyor. Belediyenin her pazarda daimi ziraat mühendisi bulundurması gerekiyor. Pazarların reklam ve tanıtımını yapması gerekiyor. Sonuçta projenin sahibi belediye.  Biz danışmanız. Belediyeler beş tezgah için yıllık 650 lira işgaliye alıyor, bu da düşük bir ücret sonuçta buranın elektriği, temizliği gibi giderleri var.

Bugün yedisi sizin danışmanlığınızda 16 pazar var. Gelinen noktayı nasıl görüyorsunuz?

Bu Feriköy pazarının getirdiği bir sonuç. Tabii ki hepsini buna mal etmiyorum ama bir ivme yarattı. Yoktan bir hareket başladı.

2006’da pazarı açtığımızda et, süt grubunda hiç organik ürün yoktu. Organik peynir yoktu. Sadece 2 organik yumurtacı vardı. Şu anda her ürünün organiği var. Ancak şeker ithalatı yasak olduğu için organik şeker ithalatı da yasak. Organik şekeri de üretmek çok maliyetli. Şeker yerine ya bal ya elma suyu kullanılıyor. Ama bisküvi, çikolata yapılamıyor. Hepsi ithal ve bu yüzden Avrupa’dakinden daha pahalı. Düşünün fındık bizden gidiyor ama organik fındık ezmesi ithal ediyoruz.

Gelelim en büyük soruya, organik pahalı…

Pahalılık göreceli bir kavram. Alım gücümüz düşük. Asgari ücretimiz ne kadar ki? Bu ekonomik bir sorun genel anlamda. Ama reddetmiyorum pahalı ama suçlusu üretici değil, üretim maliyeti, nakliye, depolama ücretlerinin yüksek olması. Küçük hacimlerle iş yapılıyor.  Sürüm yok, çürüyen atılıyor. Ta Avanos’tan İzmir’den buraya gelen üreticiler var, birkaç üretici bir araya gelip araç tutuyor.

Katma değerli ürünler iki defa işleme tabi tutuluyor. Yani mesela domates küçük miktarda üretiliyor, salça da öyle, iki defa sertifikasyon yapılıyor. Dolayısıyla pahalı.

Bir de bazı tüketiciler şeftali, patlıcan çileği alırken bile mıncıklıyor. Şeftaliyi dokunup bıraktığın zaman öğleden sonra çürümeye başlar. Elma, patatesi seç ama onlara dokunma gözünle seç.

Organik tüketim için hem eğitimli, hem bilinçli, hem de zengin olmak gerekiyor. Evde iki beyaz yakalı çalışan varsa bu fiyatlar makul. Ama asgari ücretliyse tabii ki alamaz.

Devlet organik tarıma bir ihracat kalemi olarak bakıyor. Bir STK, belediye daha ne yapsın. Bunun devlet politikası olması lazım. Devlet ekmek israfının nasıl üzerine gidiyorsa organik tarımı da öyle yapmalı. Okullara dağıtılan süt neden organik değil?

Organik tarım bir alternafi değil, ekoloji meselesi. Konvansiyonel tarımda bir kısır döngü var. Siz zirai ilaçlar attıkça, fenni gübreleri attıkça o bakteri, virüs, böceğin bağışıklık sistemi gelişiyor. Yeni türler geliştiriyor, aynı antibiyotik gibi. Bu direnci kırmak için de daha fazla zehir veriyorsunuz, toprak çoraklaşınca daha çok gübre veriyorsunuz. Su kaynakları daha çok kirleniyor vb. vb. vb.  Kendi kendinizi yok ediyorsunuz. Bu sürdürülebilir değil. (NV)

Radyo ve Televizyonlardaydık

By , 06/05/2016 06:08

12 Mart ta saat 13.00’te, Bloomberg HT kanalında yayınlanan “İş Dünyası” programına konuk olduk.
Hande Berktan’ın sunumuyla ekrana gelen programda, sektör temsilcileri ve iş dünyasının önde gelen isimleri kendi alanlarıyla ilgili analizlerini anlatıyor, sektörde yaşanan yenilikleri izleyicilerle paylaşıyorlar. Programda, Buğday ekibinden Ziraat Mühendisi Sakine Önalan da organik tarım sektörünün amiral gemisi olan % 100 Ekolojik Pazarları anlattı.

Buğday Derneği Eş Genel Müdürü Batur Şehirlioğlu, Gülüş Türkmen’in “Alternatif Anne” programına konuk oldu ve organik gıda konusunda merak edilen soruları yanıtladı.

https://www.izlesene.com/video/gercek-organik-urunu-nasil-taniriz/9183455

 

Organik Tarımın öncüsü Gökçeada’nın mutlu keçileriyle tanıştınız mı?

By , 06/05/2016 06:01

Bugüne kadar birçok yeni organik ürünün sektöre kazandırılmasına öncü olan %100 Ekolojik Pazarlar, yepyeni iki ürünü daha takdim eder: Organik keçi tereyağı ve kaymağı!

keçi tereyağı

Gökçeada’nın mutlu keçilerinden gelen süt, peynir ve kefirden sonra tereyağı ve kaymak da % 100 Ekolojk Pazar’larda yerini aldı. Günlük olarak sunulan sütteki yağ oranı % 3 olup, Gökçeada keçi sütü, yağlı süt olarak tanımlanmaktadır. Bu oranın üzerine çıkan yağlarda kreması alınmakta, kaymak ve tereyağ üretiminde kullanılmaktadır.

keçi 2

Türkiye’de bir ilk olan organik keçi sütü kaymağı ve tereyağı Saklıcennet Markası ile;
*Şişli % 100 Ekolojik Pazar’da Temarı tezgahı,
*Bakırköy, Küçükçekmece, Beylikdüzü % 100 Ekolojik Pazar’larında Vitaminera tezgahı,
*Kartal % 100 Ekolojik Pazarı’nda Ekoloji market tezgahında…

Güvenli Alışverişin Adresi: % 100 Ekolojik Pazarlar!

By , 06/05/2016 05:57

% 100 Ekolojik Pazarlarda sadece taze ürünleri değil; tarhana, pirinç, irmik, erişte gibi ürünleri de zirai ilaç kalıntı analizine tabi tutuyoruz.

Derneğimiz ve yerel yönetimler işbirliğiyle açılan %100 Ekolojik Pazarlarda, hem bizler düzenli olarak yaptığımız analiz çalışmalarına devam ediyoruz hem de Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı İlçe Müdürlüklerince yapılan denetim ve analiz çalışmaları devam ediyor.

Kalıntı analizlerimiz ağırlıklı olarak taze sebze ve meyveler üzerine olsa da, dönem dönem işlenmiş paketli gıdaları da zirai ilaç kalıntı analizine tabi tutuyoruz. 27 Şubat Cumartesi günü Şişli Feriköy %100 Ekolojik Pazar’dan aldığımız tarhana, pirinç, erişte ve irmik gruplarından toplam 6 farklı markaya ait numunelerin hepsi temiz çıkmıştır.

Bu analizlerle birlikte %100 Ekolojik Pazarlar’da toplam 128 analizde, 97 farklı üreticinin 199 farklı ürününü zirai ilaç kalıntı analizine tabi tutmuş bulunuyoruz.

Buğday Derneği olarak hem organik ürüne güveni sağlamak ve tüketicinin hakkını savunmak, hem de haksız rekabetin önüne geçmek için %100 Ekolojik Pazarlar’da ve aracı esnafın depolarında denetimleri sürdürmeye ve sizleri bilgilendirmeye devam edeceğiz.

Analiz sonuçlarından örnekleri %100 Ekolojik Pazar Buğday Derneği halkla ilişkiler stantlarında inceleyebilirsiniz.

pazar geniş açı

Organik Tarım Araştırma Projelerinin 2016 Yılı Değerlendirme Toplantısı’na katıldık

By , 06/05/2016 05:55

Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı Tarımsal Araştırmalar ve Politikalar Genel Müdürlüğü (TAGEM) tarafından yürütülen ve yürütülecek olan organik tarım araştırma projelerinin 2016 yılı değerlendirme toplantısı 7-11 Şubat tarihleri arasında Antalya’da yapıldı. İlgili bakanlık kuruluşları, Fakülteler, enstitüler, TÜBİTAK, STK ve özel kuruluşların temsilcilerinin katıldığı toplantıya Buğday Derneği de davetliydi.

sakine antalya

TARIM İLAÇLARI ARILARI ÖLDÜRÜYOR

By , 06/05/2016 05:52

Arılar hızla ölüyor ve Amerikan hükûmeti çok yaygın olarak kullanılan bir böcek ilacı sınıfının arıların ölümünden, en azından kısmî olarak, sorumlu olduğunu sonunda kabul etti. Dünyada milyonlarca arıyı öldüren tarım ilaçlarının kullanımı yaşam temellerimizden biri olan gıda güvenliğini de ciddi boyutta tehlikeye atıyor. Çözümse, doğayla uyumlu, insan ve canlı sağlığını etkilemeyen sürdürülebilir ekolojik yöntemlerde…

10 yıldan fazla bir süredir, Birleşik Devletler Çevre Koruma Ajansı (EPA) daha önce kullanımını onayladıkları bir böcek ilacı sınıfı olan neonik (Neonicotinoid)’lerin yeniden değerlendirilmesi konusunda çevreciler ve arıcılar tarafından baskı altındaydı. Bu baskı, bu tip kimyasalların arı ve diğer tozlaştırıcılara zarar verdiğini gösteren bir araştırma sonucuna dayanmaktaydı. Geçtiğimiz günlerde yayınlanan raporla (1), EPA bu durumu sonunda kabul etti.

İlk olarak Avrupalı kimyasal devleri Sygenta ve Bayer tarafından pazarlanan, daha sonra başka firmalar tarafından da piyasaya sürülen neonikler, Birleşik Devletler ve dünyada en yaygın olarak kullanılan böcek ilaçları. 2009’da ajans, bu kimyasalların uzun ve yavaş bir ‘yeniden değerlendirme’ sürecine başladı. Bu süreçte kimyasallar sınıf olarak değil, tek tek (toplamda 5 adet) değerlendirildi. Bu arada onlarca milyon hektarlık tarıma elverişli arazi alanı her yıl neoniklerle ilaçlanıyor ve buna bağlı olarak bal arısı kovanlarının sıkıntılı durumu devam ediyor.

EPA’nın uzun zamandır beklenen değerlendirmesi, en çok öne çıkan neoniklerden birinin –Bayer’in İmidakloprid’i- arıları nasıl etkilediği üzerinde odaklanıyor ve arıların tarım alanlarında oldukça sık görülen miktarda, yani milyarda 25 partikülden yüksek oranda imidakloprid ile karşılaşmaları durumunda zarar gördüğünü ortaya koyuyor. Maalesef bu etkiler tozlaştırıcıların azalmasının dışında, bal üretimindeki düşüşü de kapsıyor. Ajansın raporunda, İmidakloprid’in narenciye ve pamuk dışında diğer ekili ürünler üzerindeki etkileri ve dört diğer neonik ürünün değerlendirmesi maalesef yer almıyor.

arı 1

Zehir endüstrisi

Neonik içeren böcek öldürücülerin arıların yanı sıra küçük kuşlar ve benzeri canlılar için ölümcül olduğunu belirten çalışmalar da var (2). Yapılan dğer araştırmalar bu ilaçların, özellikle kuş, kelebek ve suda yaşayan omurgasızları da etkilediğini ortaya koyuyor. Sistemik olduğu için besinlerin soyulması veya yıkanmasıyla temizlenemeyen neonik içerikli tarım ilaçları, yaşam temellerimizden biri olan gıda güvenliğini de ciddi boyutta tehlikeye atıyor. Neonik ve benzeri tarım ilaçları, aynı görevi gören doğa dostu böceksavarlarla ve/veya yöntemlerle değiştirilebilirler.

Ne yazık ki tarım sektöründe kullanılan tarım ilaçları, gübreler, hormonlar, insan sağlığı ve ekosistem üzerindeki etkilerine yönelik uzun vadeli araştırmalar yapılmadan kullanıma sunuluyor. EPA gibi yapıların görevi, yıllarca kullanımdan sonra yapılan araştırmalar ile bu ilaçların kullanımına sınırlama getirmek veya yasaklamak değil, kullanıma sunulmadan gerekli araştırmaların yapılmasını sağlamak olmalı. Ekosistemimizi yıkıma uğratan bu ilaçların ülkemizde de yaygın bir şekilde kullanıldığını hatırlatalım. Zehirli kimyasallar içeren ilaçlar kullanmayan, doğayla uyumlu ekolojik/organik üretim yapan üreticilerin desteklenmesi ve çoğalması bu nedenle çok önemli. İlgili kurumlar ve karar vericiler, bu konudaki yaptırımları ülkemizde de hızlıca uygulamalı, denetim ve bilinçlendirme çalışmalarına ağırlık vermeli ve ekolojik, doğayla dost ve sürdürülebilir yöntemleri teşvik etmeli.

Arı yoksa gıda da yok

Yoğun böcek ilacı kullanımı, habitat kaybı, iklim değişikliği, dengesiz şehirleşme, arılarla birlikte pek çok tozlayıcının sayılarının endişe verici şekilde azalmasına sebep oluyor. Buğday Derneği olarak, arılara ve diğer tozlayıcılara, doğa dostu arıcılığa destek olmak için yeni bir projeye başladık. Avrupa Birliği Erasmus+ Programı tarafından desteklenen “Ekolojik Arıcılık Eğitimi” Projesi ile ortaklarımızla birlikte geleneksel ve doğa dostu arıcılık bilgisini yaygınlaştırmak, tecrübelerimizi paylaşmak ve doğa dostu arı ürünleri için farkındalığı ve talebi artırarak arza destek olmak amacındayız.

Çünkü arı yoksa gıda da yok!

arı 2

Kaynaklar:

https://www.motherjones.com/f…/epa-hq-opp-2008-0844-0140.pdf
http://abcbirds.org/…/Congressional_Dining_Hall_Report_July…
*Çeviri desteği için, gönüllü çevirmenimiz İrem Abacı’ya teşekkür ederiz.

Panorama Theme by Themocracy